3 Aralık 2010 Cuma

3 general 1 Akman!

İki gündür tüm basın, medya üç generalimizin iktidar tarafından görevden alınışını konuşuyor. Her ne kadar Recep Bey, "İçişleri ve Savunma Bakanlığı takdir hakkını kullandı" dese de kendisinden habersiz, izinsiz hatta emirsiz kimsenin böyle bir şey yapabileceği düşünülemez.
Nisan 2009'da bakanlarla toplantısında bazı bakanların görüşme konularını yandaş bir gazeteye sızdırdığı iddialarına "o altı bakanı kapı dışarı koyarım" demişti de anlı şanlı bakanlarımız yarabbi şükür deyip bu lafları çok rahat hazmedivermişti. Bakanların haklarını muhalefet korumuştu.
Yine Aralık 2009'da bütçe görüşmeleri sırasında Recep Bey kürsüde konuşurken muhalefetten gelen tepkilere sinirlenmiş, "öfke sanatını" konuşturarak meclis başkanı M. Ali Şahin'e dönerek " siz mi susturursunuz ben mi susturayım?" diyerek fırçalamıştı. Meclis Başkanı Şahin, "Sn. Başbakan siz kurula hitap edin lütfen !" diyebilmişti sadece. Meclis başkanının yetki haklarını da yine muhalefet savunmuştu. Merak ediyorum, Recep bey susturmaya kalksaydı nasıl yapacaktı bunu? Sokakta tepki gösteren vatandaşlara yaptığı gibi muhalefet milletvekillerini de yaka paça dışarı mı attıracaktı? 23 Nisan'da Başbakanlık koltuğuna oturan bir çocuğa "hadi bakalım başbakan sensin. Astığın astık kestiğin kestik" demişti... Yine muhalefetten başka kimse gıkını çıkarmamıştı... Çıkaramamıştı.
Bu üç örneği neden verdim?
Benim valim, benim bakanım, benim müsteşarım, benim STK'm benim yargım, benim, benim, benim ... Her şeyi ve her yetkiyi "benim" anlayışıyla gören hatta "astığı astık, kestiği kestik" zihniyetinde olan ve etrafındakilere de böyle kabul ettiren bir iktidarda bu görevden almaların Savunma ve İçişleri Bakanları inisiyatifiyle gerçekleştirilmiş olmasına inanmak saflık olacaktır. Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir şey oluyor. İlk defa "astığı astık kestiği kestik" Recep Bey iktidarı, üç generali görevden alıyor.
Daha önceki uygulamalara baktığımızda bunun bir ilk deneme olduğu açıktır. Yine tepkiler ölçülecek, gelen tepkiler demokratlıktan "ileri demokrat"lığa atlayan basın tarafından yumuşatılacak, ABD, AB' den demokrasi (!) adına destek mesajları gelecek ve... Ver elini Genel Kurmay Başkanlığı.  Mümtazer (!) yazarımız ne diyordu? "Bu ordu tamamen lağvedilmeli". Ne "Taraf" olduğu aşikâr bir gazetenin Ozan (!) bir yazarı da Mümtazer'e destek çıkarak "Ordunun lağvedilmesi sözüne usulen karşı çıkılabilir. Doğrusu Genelkurmay Karargâhı lağvedilmeli, generaller büyük oranda yenilenmeli sözü çok doğru. Mümtazer de bunu kastediyor herhalde" diyordu. Bu sözler Ağustos’un ilk haftalarında kusuluyordu köşelerinden. Yani 30 Ağustostan önce. Bugün Cumhurbaşkanı Gül ne diyor? "Bu iş 30 Ağustos’ta bitmeliydi".
Bu gidiş "benim orduma" doğru bir gidiş gibi görünüyor en nihayetinde. Recep Bey'in, henüz diyemediği "benim ordum" sözünü dediği an, ileri demokrasiden ultra demokrasiye (!) geçmiş olacağız. Ne işsizlik kalacak (!) ne terör (!) ne yoksulluk ne de yolsuzluk(!)
Yolsuzluk demişken, hiç aklımdan çıkmayan Deniz Feneri davası ne oldu "Astığı astık kestiği kestik, hortumları kesen" Başbakanım? Davanın birincil sanıklarından RTÜK eski Başkanı Zahit Akman'a olmayan bir dokunulmazlığın, dava sonrası alelacele sağlanması yerine generalleri görevden aldığınız gibi Akman’ın yargılanabilmesi ve hak ediyorsa aklanabilmesi için neden görevden almadınız? Generallere gücünüz yetiyor da Zahit Akman’a mı gücünüz yetmiyor?
Yoksa... Yoksa, Ona da gücünüz yetiyor da beraber yürünen yollar (!) mı buna izin vermiyor?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder