13 Aralık 2010 Pazartesi

Bişey yapmalı!

Sayın Kılıçdaroğlu'nun başkan seçilmesiyle birlikte CHP'ye doğru heyecanlı, samimi ve güçlü bir rüzgârın estiği bir gerçek ve kamuoyu araştırmalarıyla da sabittir. Bu rüzgâr, CHP'nin Doğu illerinden hatırı sayılır oranda milletvekili çıkarabilmesine yetecek midir? Bu şekilde hayır!

Bir süredir milletvekillerinin bölgeye daha sık gidiyor olmaları faydalı, "ama yetmez". Türkiye geneline göre daha muhafazakâr olan sekiz yıldır AKP iktidarında ise daha da muhafazakârlaşan illerde CHP'nin artık camilere de girebilmesi gerekmektedir. Gelinen noktada camilere girmek, aynı görüşü paylaşan imamlarla diyalog kurmak, dini siyasete alet etmek değil ağzından dini söylemleri düşürmeyen, kameralar eşliğinde camilerde namaz kılan ve CHP'ye karşı "dinsiz, dine karşı" yaftalaması yapanlara, dini siyasete alet edenlere karşı panzehirdir. Ancak bu faaliyetler sürdürülürken her sorunu CHP'ye mal etmek zorunda hisseden(!) yaygın medyadan uzak yapılacak olması CHP değişiyor, "ılımlılaşıyor" gibi provakatif haberlerin yapılmasına, lâiklik hassasiyeti yüksek olan çoğunluğun yanlış anlamalarına engel olacaktır.

Diğer bir sorunda Kürt yurttaşlarımızın uzun yıllardır terör örgütü, feodal yapı siyaset ilişkisi, son sekiz yıldır da iktidar tarafından çeşitli baskı yolları kullanılarak başlarına gelen acı olayların devlet tarafından geldiğine, devlet eşittir CHP olduğuna inandırılmış olmaları. Bu inancı tersine çevirmek gereklidir. Madem ki yurttaşlarımız çeşitli baskı unsurları tarafından acılar, travmalar yaşadılar. O halde yaşanılan travmaların yıllarca devam etmiş olmasının ruh yapılarında "devlet = CHP"ye karşı bir güvensizlik oluşturmuş olduğunu düşünmek için psikolog olmaya gerek var mıdır?
Şimdiye kadar durumun toplumsal, psikolojik tarafının belirlenmesi konusunda detaylı hiç bir araştırmanın yapılmamış olması büyük bir eksiklik. Belki de en önemlisi...

Seçimlere altı ay gibi kısa bir süre kalmışken zor ama inançla, özverili çalışmalarla imkânsız olmayanı başarabilmek için milletvekilleri, gerekirse Ankara'ya gelmemecesine bölge il ve özellikle köylerine giderek halkla mümkün mertebe yakınlaşmaya çalışmalı. Hatta neden her akşam bir köyde kalınmasın, aynı çorbaya kaşık sallanmasın, ekmek paylaşılmasın?.. Gidilen köyün muhtarının evinde kalınır, sohbete köylüler de katılır. Sohbetlerde köylüye dair projeler daha iyi anlatılarak artık toprak reformu konusu da dile getirilir, topraksız hiç bir köylünün kalmayacağı konuşulur. Tüm geceyi kapsayacak bu sohbetler içilecek sıcak bir çay eşliğinde samimi bir ortamda insanların, milletvekillerini, CHP' yi tanımasına yardımcı olacağı gibi onlarla aynı sofrada oturmak, katığı bölüşmek var olan önyargıların kırılmasına da yardımcı olur. Güveni yeniden inşa etmek içinse mutlaka ve mutlaka önceden uzman psikolog ve sosyologlardan yardım alınmalı. Ya, travmaya uğramış bir toplumla nasıl bir diyalog geliştirileceğine dair hızlandırılmış bir brifing alınmalı ya da bölgede kalacak milletvekillerinin yanında sosyologlar, toplum psikologları bulunmalı. Yaraların sarılması, güven tazelemek isteniyor ve oylara gerçekten talip olunuyorsa şimdiye kadar yapılanlardan farklı şeylerin yapılması, "toz yutulması", gerçekten sadece halkla "ittifak" edilmesi gerekli.

Kış şartlarında il merkezlerinde olacak, köylere ise kömür, erzak, belki beyaz eşya taşıyacak, propagandasını camilerde yapacak bir iktidar gerçeğiyle seçime giderken bunlardan farklı ne yapmalı? "Toz yutmayı" bir müddet erteleyerek, soğuk hava ve kar yutmalı?
Gerçekten, gerçek "Bİ ŞEY YAPMALI"!



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder