26 Ocak 2011 Çarşamba

Katilimiz kim?

Uğur Mumcu katledileli tam 18 yıl oldu. Onu öldürme emri verenlerin bulunacağı, yargı önüne çıkarılacağına dair "namus, şeref" sözü verenlerle geçen, 24 Ocak'larda sevenleri ve düşüncedaşlarıyla anısı yaşatılmaya çalışılan tam 18 yıl. Devletin "namus" sözüne ne kadar önem verdiği görüldü bu 18 yılda. AKP iktidarının ilk yılında zaten "çuval" yemiş olmamız ve "ne notası? Müzik notasımı?" diye sert(!) bir tepki vermemiş olmamızdan dolayı böyle bir kavramdan söz etmeye gerek bile kalmadı.

Mumcu cinayetinin aydınlatılması günümüze uzanan karanlık bir döneminde aydınlatılması anlamına gelecekti. Gerçekte bizleri kim yada kimlerin vurduğu "dedikodu, spekülasyon, fobi" olmaktan çıkacak ve asıl katillerimizi öğrenecektik, olmadı...Olamadı.

90' lı yıllar, karanlık suikastlarla başlayarak kaosa, teröre evrilen bir dönemin başlangıcı oldu. Eşref Bitlis' in uçağının düşürülmesi (17 Şubat 93),  33 askerin şehit edilmesi (24 mayıs 93), Sivas' ta aydınların yakılması (2 Temmuz 93),  Erzincan Başbağlar' da 33 kişinin öldürülmesi (5 Temmuz 93), Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın' ın öldürülmesi (22 Ekim 93), JİTEM' in önemli isimlerinden Yüzbaşı Cem Ersever' in öldürülmesi (4 Kasım 93) süreci, 24 Ocak 93' te Uğur Mumcu' nun arabasına konan patlayıcı sonucu öldürülmesiyle başladı.Her bir suikast, cinayet  için pek çok şey söylendi, yazıldı. Bu suikastlardan birini bile aydınlatmak, ki devletin  bildiğine eminim; Açıklayabilmek, geçmişte neleri, neden yaşamak zorunda kaldığımızı ve  acılarımız, kanlarımız üzerine   kimlerin çıkar, mevki, strateji inşa  ettiğini, kimlerin bu stratejiyle ortak olduğunu, binlerce şehidimizi, insanımızı toprağa vermenin acısının, asıl müsebbiplerini öğrenmiş olacaktık.

Mumcu suikastından sonraki aylarda CIA Ortadoğu masası şefi Graham Fuller' in Foreign  Affairs' da yayınlanan "The Fate of Kurds" (Kürtlerin kaderi) isimli yazısında " Irak' taki Kürtler belli ölçüde özgürlüklerine kavuştular. Suriye, Türkiye ve İran' da kendi Kürtlerini bir federasyonla kucaklamalı. Aksi halde uzun, acımasız, kanlı bir savaşa hazırlıklı olmamalılar" diyordu. İzleyen aylarda ölümler, suikastlar bir birini izliyor, "acımasız ve uzun" bir terör ortamına sürükleniyorduk. Türkiye o yıllarda  suikastlarla sarsılırken birileri kaderimizle, bu günümüzle  ilgileniyor, ilgilenmenin ötesinde mesai harcıyormuş bunun için. Mumcu,  tamda  terörün amacını, bağlantılarını deşifre ettiği bir zamanda öldürüldü. Öldürülmeden kısa süre önce İsrail Konsolosu ile yaptığı konuşma ise hâlâ bir sır. Şimdi neyi tartışıyoruz? Otonom, özerklik, çift dilli hayat, federasyon!....O günlerde Mumcu' nun yazabildiğini bu gün herkes yazıyor ve söylüyor. Tek farkla; Mumcu terörün  sorumlularını, ne amaçladıklarını da açıklıyordu, bu günse amaçlanan değil, "demokrasi treni" adına söyleniyor yazılıyor herşey. Bölünmenin adımları atılır, anayasada garanti altına alınırsa "ileri demokrat" olacağız kimilerine göre.

Mumcu' ya, cesaretinin bedelini hayatıyla ödetenler, Mum' cuları susturduklarını, yok ettiklerini sanıyorlar... Yanılıyorlar!! Mumcu'lar yok olmadı hâlâ varlar. Ve emin olun ki çoklar. Sadece "ileri demokrasi" sebebiyle sesleri kısılmış durumda.  Mumcu'lara suikastlar düzenleyen, Türkiye' yi acımasız bir terör ortamına sürükleyerek geldiğimiz noktada "silahla çözülmüyor, çözülmedi. Sorunu barışçıl olarak çözün, masaya oturun" diyen güç aynı. O güç,  taktik değiştirerek  kafa ağrıtanları, çevrilen oyunları gün yüzüne çıkartanları,  işlerini zora sokanları, yani tüm olanların toplamını oluşturan BOP' a karşı çıkanları,  " süpürmeyip, kullandıkları" vasıtasıyla  Silivri' ye (Türkiye' nin Guantanamo' su) kapattırıyor.

Faili meçhul(!)  iktidarlardan faili meçhulleri araştırabilmesini, suikastların aydınlatılmasını beklemek ne derece doğru? Faili meçhul iktidarlar oldukça bizi sürekli öldürecekler...Birbirimize kırdırtacaklar, Silivri' lere, Diyarbakır' lara kapatacaklar ve tüm bunları planlayan, uygulayanlar karşımıza çıkıp " Şimdi sizi tekrar bir düzene sokmak istiyorum. Hadi barış yapın. Ama benim istediğim şartlarla" diyecekler. Bizi yeniden düzenleyenler belli katillerimizse hep faili meçhul kalacak!

Bizde "katile katil deriz", "katil gibi muamele etmek isteriz". Amma velâkin asıl katillerimizi bir bilsek ... Katillerimize katil diyemediğimiz ve öyle muamele edemediğimiz sürece  Türkiye huzur bulamayacak. Aydınlığa çıkamayacak...O güne kadar kimse, ama hiç kimse! güçlü, bağımsız, sözü dinlenir ülke laflarını ağzına alıp nutuk atmasın, vaaz vermesin!!!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder