2 Şubat 2011 Çarşamba

CHP belediyeleri ve seçim

Geçen yazımda  seçimlere dönük olarak  milletvekillerinin "kar ve soğuk yutma" sından  bahsetmiştim. Peki, yerel yönetimlerde neler yapılmalı?  CHP il, ilçe belediyelerinde başarıyı sağlamak için süregelen belediyecilik anlayışının içinde mi çalışmalarını sürdürmeli yoksa bilinenin dışına mı çıkmalı? Genel Başkan Sayın Kılıçdaroğlu'nun  "halka inmek, toz yutmak" anlayışıyla uyumlu olarak  CHP belediyelerinin de elbette ikinci görüşü benimsemesi daha doğru olacaktır. Bu anlayışı tavandan tabana benimsemeden, benimsetmeden  tam başarı sağlamanın mümkün olamayacağı açıktır.

Belediye başkanları, seçim zamanları dışında da  belediye binalarından çıkmalı, sürekli halkın içinde olmalı, makam otolarından inmeli, çarşı pazar dolaşmalı, evlere, kahvehanelere, camilere girebilmeli. Yani "çamur yutmalı"...

Bildiğim kadarıyla  halkla buluşmayı sağlamak amaçlı belediye binalarında haftada bir halk günleri düzenlenmekte. Halk günlerine kimi zaman başkan kimi zamanda danışmanlar katılarak istek, talep ve sorunlar dinlenmekte. Sorunların, taleplerin  ne derece gerçekleştirildiği ise meçhul! Bu toplantılar, içi sıcak ancak  "resmi"  olması sebebiyle  soğuk belediye binaları yerine halkın bulunduğu  ortamlarda çok rahatlıkla yapılabilir.

Öncelikle güvenilir, insani ilişkileri güçlü sevilen kişilerden mahalle sorumluları görevlendirilir. Sorumlular birebir komşularıyla diyalog içinde olacağından halkın düşüncelerini öğrenmede ,tansiyonunu ölçmede mahalle sorumlularının vereceği raporlar gerçeğe en yakın tabloyu oluşturacaktır. Yine mahalle sorumluları ve belediyelerce ortaklaşa çalışılarak belediye binalarında yapılan halk günleri mahalleye taşınabilir. Belirlenen kahvehanelerde yapılacak toplantılar, "soğuk"  binalarda yapılan toplantılardan daha sıcak ve verimli geçecektir. Üstelik insanlar kendi mahallerinde, bir anlamda evlerinde olmalarının verdiği psikolojiyle daha rahat hissedeceklerdir kendilerini. Bu toplantılarda  belediye başkanı bizzat ve mutlaka olmalı!

Kahvede, evde , içilen sıcak bir çay, paylaşılan bir lokma kek eşliğinde zaman sınırı konulmadan  samimi bir atmosferde  yapılan toplantılarda daha çok halkın konuşabilmesine, sorunlarını rahatlıkla anlatabilmesine  izin verilmeli. Notlar tutularak da insana önem verildiği, ciddiye alındıkları hissettirilmelidir. Başkan, sorunlara getirebileceği çözümleri anlaşılır ancak "kendi  söyledi kendi dinledi" şeklinde bir yoruma mahal vermeyecek kısalıkta anlatmalı.

Ve elbette camiye de girebilmeli başkan...Kimse siyaset-din ilişkisi kurmaya çalışmasın! Geldiğimiz noktada CHP'li belediye başkanlarının da bunu yapması "dini siyasete alet etmek" değil, alet edenlere karşı halkı koruma amaçlı panzehir olacaktır. Hele, "ekonomik büyümeden" hakkını almak bir tarafa, durumlarında gerileme olmuşların, emeklilerin, samimi dindarların, şükür etmeleri aşılanan halk kitlesinin yoğunlukla kahvehaneler ve camilere! gittiği düşünülürse...

Demem o ki;  Belediye Başkanlarıda halkın partisinin belediye başkanı olduğuna inandırmalı. Kendini değil... Halkı!