6 Haziran 2011 Pazartesi

Öfke sanatını öğrendik mi ne?

Başbakan 2008 yılında birazcık medya tarafından öfkeli konuşmakla eleştirilince, "Öfkeli olduğumu söylüyorlar. Öfke de bir hitabet sanatıdır." demişti. Öfkeli konuşmanın bir sanat(!) olduğunu böylece öğrenmiştik.  Sanatsa gerçekten, Başbakanın bu sanatı(!) çok iyi icra ettiğini söylemeliyim. Üstelik 9 yıldır yeteneğinden bir şey kaybetmek bir yana, fevkalâde geliştirerek.

"Ananı da al git" den,  alçak, şerefsiz, namerte ...

9 yıldır din, kimlik üzerinden yürütülen politikaların sonucu ülke tamamen gerilmiş durumda. Bunu görmemek için kör, sağır olmak gerekli. Oysa siyaset germe değil, birleştirme, anlaşmazlıkları, sorunları çözme sanatı değil miydi? Gerilen toplumu yumuşatmak yerine bölmenin, kamplaştırmanın ve kamplaşmalar üzerinden siyaset yapmanın, yapan parti haricinde ekonomiye, ülkeye, millete ne gibi yararı olacaktır anlamış değilim.

Kimlik, din siyasetiyle ekonomik, sosyal sorunlarına çözüm bulunmayan halk, önce demokratik tepkiler vermek istedi. Tekel işçileri Ankara' da kış ortasında gazla, suyla havuza döküldü. Öğrenciler şifre protestosu yapmak istedi, yine gaz, yine şiddet.. Adeta açık hava galerileri gibi görülen protesto alanları Başbakanın "hitabet sanatı" nı kendine bağlı güçlerle uygulamalı göstereceği en mükemmel yerlerdi kuşkusuz!

Böylece insanlarda Başbakana hitap etmenin sanatını öğrendiler ve seslerini duyurmak için öfke sanatını kullanır oldular. Artık tepkilerini Başbakanın anladığı "hitabet sanatı" yla göstermeye başlıyorlar. Hem meydanlarda pankartlarda hem de protestolarda çeşitli versiyonları görülüyor. Elbet sanatın ilk mucidi ve icra edicisi altta kalmayacak. O da sanatını konuşturacak. Öylede yapıyor. İşte üllke bu halde seçimlere gidiyor. Hangi parti galip gelirse gelsin öfkenin bir hitabet sanatı olduğunu düşünen zihniyetin  yönettiği ülkede, halk öğrenmeye görsün o sanatı.

Öfke sanatıyla hitap etmeye, konuşmaya başlandı mı bir ,kimse üstüne ne sanat(!) yapabilir ne lâf söyleyebilir. Sanatın mucidi bile!