Obama ve bir çok ülke liderleriyle Seul' de görüşen Başbakan oradan İran'a geçmiş, Ahmedinejad' la görüşebilmek için bir gün beklemişti.
Resmi açıklama, Ahmedinejad' ın rahatsızlığı dolayısıyla görüşmenin ertelenmesi şeklindeydi. Oysa Ahmedinejad aynı gün iki görüşme yapmıştı.
İran' dan petrol alımını önemli ölçüde azalttıkları gerekçesiyle 11 ülkenin yeni ambargodan muaf tutularak Türkiye' den petrol alımının azaltılması istenmişti Seul'de.
Suriye politikasını ve ABD' nin mesajlarını getirmekten başka yeni bir şey söylemeyeceğini anlayan İran lideri Ahmedinejad, bana göre Başbakanı bir gün kalem odasında! bekleterek tavır koymuştur...
Başbakanın Tahran temasları sırasında ABD büyükelçisi Ricciardone' nin" Türkiye petrol alımını azaltma konusunda artık bir karar vermelidir" şeklindeki sürpriz ve dışilişkiler kurallarını, nezaketini hiçe sayan demeci, iktidarın hal-i pür melalini göstermiş, bir anda düşman kardeşler olduğumuz bölge ülkelerine bir yenisinin eklenmesi gerekeceğinin fişeğinide çakmıştır.
Bu kadarı göz göre göre olur mu derken Başbakanın ülkeye dönmesinin ertesi günü Enerji Bakanı Taner Yıldız, İran'dan petrol alımının %20 azaltıldığını açıkladı, ardından da "hoşlanmadığı" zamları.
Üstelik şaka gibi 1 Nisan'dan itibaren geçerli olmak üzere!
Bakana göre İran'dan petrol alımının azaltılmasına gerekçe "enerji çeşitliliği", "hoşlanılmayan" zamların gerekçesi de bölgedeki istikrarsızlık, Arap Baharı imiş...
İstikrarsızlığa sebep olan Arap baharlarında, Suriye' nin karışmasında iktidarın desteği sürerken bölgedeki değişken! politikaların bedeli her anlamda halka yüklenmiş oluyor böylece.
Irak'ı vurabilmesi için ABD uçaklarına verilen yakıtta sıfır vergi uygulanırken vatandaşın kullandığına fahiş vergi uygulamak, adeta kullanılan enerjiyi toplanabilecek tek vergi kalemi gibi görmek "millet hizmetkârlığı" anlayışına ne kadar sığar, düşünün!
"Sıfır sorun" deyip komşular ve İslam ülkeleriyle ilişkileri, ticareti geliştireceksiniz, birileri hadi dediği zaman Truva atlığı rolüne atlayıp tüm önceki söylediklerinizi unutarak komşularınıza her türlü baskıyı yapacaksınız; siyasi, ekonomik bedeli de millete yükleyeceksiniz.
Sonrada iki lâfın birinde "milletin hizmetkârıyız" diyeceksiniz...
Kimin hizmetkârı olunduğu her gün daha da netleşmiyor mu?
Kime hizmet edeceğinize gerçekten "artık karar verin!"
Resmi açıklama, Ahmedinejad' ın rahatsızlığı dolayısıyla görüşmenin ertelenmesi şeklindeydi. Oysa Ahmedinejad aynı gün iki görüşme yapmıştı.
İran' dan petrol alımını önemli ölçüde azalttıkları gerekçesiyle 11 ülkenin yeni ambargodan muaf tutularak Türkiye' den petrol alımının azaltılması istenmişti Seul'de.
Suriye politikasını ve ABD' nin mesajlarını getirmekten başka yeni bir şey söylemeyeceğini anlayan İran lideri Ahmedinejad, bana göre Başbakanı bir gün kalem odasında! bekleterek tavır koymuştur...
Başbakanın Tahran temasları sırasında ABD büyükelçisi Ricciardone' nin" Türkiye petrol alımını azaltma konusunda artık bir karar vermelidir" şeklindeki sürpriz ve dışilişkiler kurallarını, nezaketini hiçe sayan demeci, iktidarın hal-i pür melalini göstermiş, bir anda düşman kardeşler olduğumuz bölge ülkelerine bir yenisinin eklenmesi gerekeceğinin fişeğinide çakmıştır.
Bu kadarı göz göre göre olur mu derken Başbakanın ülkeye dönmesinin ertesi günü Enerji Bakanı Taner Yıldız, İran'dan petrol alımının %20 azaltıldığını açıkladı, ardından da "hoşlanmadığı" zamları.
Üstelik şaka gibi 1 Nisan'dan itibaren geçerli olmak üzere!
Bakana göre İran'dan petrol alımının azaltılmasına gerekçe "enerji çeşitliliği", "hoşlanılmayan" zamların gerekçesi de bölgedeki istikrarsızlık, Arap Baharı imiş...
İstikrarsızlığa sebep olan Arap baharlarında, Suriye' nin karışmasında iktidarın desteği sürerken bölgedeki değişken! politikaların bedeli her anlamda halka yüklenmiş oluyor böylece.
Irak'ı vurabilmesi için ABD uçaklarına verilen yakıtta sıfır vergi uygulanırken vatandaşın kullandığına fahiş vergi uygulamak, adeta kullanılan enerjiyi toplanabilecek tek vergi kalemi gibi görmek "millet hizmetkârlığı" anlayışına ne kadar sığar, düşünün!
"Sıfır sorun" deyip komşular ve İslam ülkeleriyle ilişkileri, ticareti geliştireceksiniz, birileri hadi dediği zaman Truva atlığı rolüne atlayıp tüm önceki söylediklerinizi unutarak komşularınıza her türlü baskıyı yapacaksınız; siyasi, ekonomik bedeli de millete yükleyeceksiniz.
Sonrada iki lâfın birinde "milletin hizmetkârıyız" diyeceksiniz...
Kimin hizmetkârı olunduğu her gün daha da netleşmiyor mu?
Kime hizmet edeceğinize gerçekten "artık karar verin!"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder