Bir yargı, hukuk skandalı yaşamadığımız gün geçmiyor artık neredeyse. Siyasetle ilgilenenlerin,habercilerin bile yoğun, hızlı gündem trafiğiyle başı dönerken sade vatandaşın beyni hep "dumur" olmuştur sanıyorum. Neyse, vatandaşda bazen "vanmünüt", bazen gözyaşı, dini söylem sosuyla rahatlatılıyor.
Hafta başına "dindar nesil" tartışmasıyla zihinlerimizi boğarak girmiştik. Hafta bitmeden MİT müsteşarı Hakan Fidan, MİT eski müsteşarı Emre Taner ve yardımcısı Afet Güneş'in İstanbul Başsavcılığı tarafından şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrıldı haberi bomba gibi düştü medyaya. Bildik canlı yayınlarla ifadeye gidip gitmeyeceği araştırılırken Fidan, Köşke çıktıktan sonra mahkemenin yetkisizlik sebebiyle ifade vermeye gitmeyeceğini bildirdi. Gelişmeler, liberal ve cemaat yazarları tarafından ilk defa "ergenekon", iktidarı devirmek isteyen derin güçler olarak görülmedi. Herkes "saray içi kavga" şeklinde yorumladı.
"Yeni Türkiye'de" kurulan sarayın içinde iktidar için güç birliği yaptığı artık açıkça bilinen ABD destekli Gülen hareketi ile AKP vardı... Liberallerinde katılımıyla beraber yürümüşlerdi taşlı yollarda. Birbirlerine sırt dayamış, yargı, medya eliyle beraber temizlemişlerdi yola çıkan taşları. Bir bir ele geçirmişlerdi ne varsa bağımsız, ulus Türkiye Cumhuriyeti'ne dair. 10 yıl sonunda ne bağımsızlığı kalmıştı cumhuriyetin nede ulus yapısı fiiliyatta. Beraber yürünen yollarda engel olabilecek taşda kalmamıştı.
O halde neydi bu "saray içi kavganın" sebebi?
Güç paylaşımı mıydı sorun, yoksa cesaret edilemeyen bölgeye dair bazı politikaların izlenmesi konusunda iktidara ve başbakana bir mesaj, bir güç gösterisi miydi Fidan'ın ifadeye çağrılması? Öyle ya, PKK temsilcileriyle görüşen MİT müsteşarı görüşmelerden dolayı suçlanıyorsa, müsteşarı görüşmeye gönderen Başbakanda suçlu sayılabilirdi bu durumda.
Ergenekon, Balyoz, Fidan olayından sonra görevden alınan başsavcı olayı da dahil tüm önemli siyasi gelişmelerin ABD' nin bölge politikalarıyla ilgili olduğunu düşünürüm hep. Fidan' ın başbakanın korumasına alındıktan sonra Hatay'da tutuklanan 5 MİT elemanının muhalif iki albayın Suriye'ye iade edilmesi suçuyla tutuklanması düşüncelerimi doğruluyor. Suriye'ye karşı Hatay'dan eylem yaptıkları söylenen "özgür Suriye ordusu" mensubu albayların Suriye'ye iadesi kimin çıkarlarına dokunmuştu? Bazı cemaat sözcülerinin Fidan'dan MİT'in Hilmi Özkök'ü olmasını istemesi, Tüm kurumlarda yapılan temizliğin MİT'te yapılamadığını belirterek MİT'teki "ergenekoncuların" da temizlenmesi gerektiğini savunmaları size neyi anlatıyorsa banada onu anlatıyor.
Görünen o ki, Bülent Arınç'a suikast düzenlenecek iddiası ve yaygarasıyla devletin tüm sırlarının bulunduğu kozmik odaya girenler, şimdi Fidan'dan MİT'i "dönüştürmesini", "demokratik MİT" yapmasını istemiş olacaklar. Bu olmayınca Başbakanın hiç istemediği bir tarzda düğmeye basılmış anlaşılan.
Bakalım "saray içi kavgada" daha neler göreceğiz?
Hafta başına "dindar nesil" tartışmasıyla zihinlerimizi boğarak girmiştik. Hafta bitmeden MİT müsteşarı Hakan Fidan, MİT eski müsteşarı Emre Taner ve yardımcısı Afet Güneş'in İstanbul Başsavcılığı tarafından şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrıldı haberi bomba gibi düştü medyaya. Bildik canlı yayınlarla ifadeye gidip gitmeyeceği araştırılırken Fidan, Köşke çıktıktan sonra mahkemenin yetkisizlik sebebiyle ifade vermeye gitmeyeceğini bildirdi. Gelişmeler, liberal ve cemaat yazarları tarafından ilk defa "ergenekon", iktidarı devirmek isteyen derin güçler olarak görülmedi. Herkes "saray içi kavga" şeklinde yorumladı.
"Yeni Türkiye'de" kurulan sarayın içinde iktidar için güç birliği yaptığı artık açıkça bilinen ABD destekli Gülen hareketi ile AKP vardı... Liberallerinde katılımıyla beraber yürümüşlerdi taşlı yollarda. Birbirlerine sırt dayamış, yargı, medya eliyle beraber temizlemişlerdi yola çıkan taşları. Bir bir ele geçirmişlerdi ne varsa bağımsız, ulus Türkiye Cumhuriyeti'ne dair. 10 yıl sonunda ne bağımsızlığı kalmıştı cumhuriyetin nede ulus yapısı fiiliyatta. Beraber yürünen yollarda engel olabilecek taşda kalmamıştı.
O halde neydi bu "saray içi kavganın" sebebi?
Güç paylaşımı mıydı sorun, yoksa cesaret edilemeyen bölgeye dair bazı politikaların izlenmesi konusunda iktidara ve başbakana bir mesaj, bir güç gösterisi miydi Fidan'ın ifadeye çağrılması? Öyle ya, PKK temsilcileriyle görüşen MİT müsteşarı görüşmelerden dolayı suçlanıyorsa, müsteşarı görüşmeye gönderen Başbakanda suçlu sayılabilirdi bu durumda.
Ergenekon, Balyoz, Fidan olayından sonra görevden alınan başsavcı olayı da dahil tüm önemli siyasi gelişmelerin ABD' nin bölge politikalarıyla ilgili olduğunu düşünürüm hep. Fidan' ın başbakanın korumasına alındıktan sonra Hatay'da tutuklanan 5 MİT elemanının muhalif iki albayın Suriye'ye iade edilmesi suçuyla tutuklanması düşüncelerimi doğruluyor. Suriye'ye karşı Hatay'dan eylem yaptıkları söylenen "özgür Suriye ordusu" mensubu albayların Suriye'ye iadesi kimin çıkarlarına dokunmuştu? Bazı cemaat sözcülerinin Fidan'dan MİT'in Hilmi Özkök'ü olmasını istemesi, Tüm kurumlarda yapılan temizliğin MİT'te yapılamadığını belirterek MİT'teki "ergenekoncuların" da temizlenmesi gerektiğini savunmaları size neyi anlatıyorsa banada onu anlatıyor.
Görünen o ki, Bülent Arınç'a suikast düzenlenecek iddiası ve yaygarasıyla devletin tüm sırlarının bulunduğu kozmik odaya girenler, şimdi Fidan'dan MİT'i "dönüştürmesini", "demokratik MİT" yapmasını istemiş olacaklar. Bu olmayınca Başbakanın hiç istemediği bir tarzda düğmeye basılmış anlaşılan.
Bakalım "saray içi kavgada" daha neler göreceğiz?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder