Başbakan 30-40-50 yıl öncesine bugünden bakıp kamuoyunu meşgul ede dursun,
kendisinin 20 yıl önce henüz Refah Partisi il başkanıyken söyledikleriyle
bugününe birde biz bakalım. Erdoğan dahil bugün aydın olarak ismini ekranlarda
sık duyduğumuz kişilerle yapılan röportajları içeren Metin Sever- Cem Dizdar’ ın 1993'te basılan “2.
Cumhuriyet Tartışmaları” isimli kitapta özellikle Başbakanın söylediği sözler,
bakış açısı bugün yaptıklarıyla değerlendirildiğinde çok ilginç yorumları
doğuracağı kesin.
O röportajda Refah Partisi il Başkanı Recep tayyip Erdoğan' ın söylediklerinden bir kesit şöyle;
Soru: Cumhuriyet ve demokrasi kavramlarının Türkiye
Cumhuriyetinin 70 yıllık tarihindeki ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Erdoğan: Demokrasi bu güne kadar bazen amaç bazen araç olarak
görülmüştür. Bize göre demokrasi ancak bir araçtır. Hangi sisteme gitmek
istiyorsanız bu düzenlerin seçiminde bir araçtır.Yani demokrasi ile düzenler
gelir demokrasi ile düzenler gider... Amaç olarak görülen demokrasi ne yazık ki
bugün toaliter bir yapıyı gündemde tutuyor. Bugün demokrasi adına bir dikta
rejimi görüyoruz.
Soru: Eğer demokrasi sadece bir araç olarak tanımlanabilirse,
halk iradesi adına iktidara yerleşmiş düşünce demokrasinin aleyhinde işlemeye
başladığında yani totaliter özellik kazandığında ne olacak?
Erdoğan: Halka rağmen iktidar olunmaz. Tarihe baktığınız zaman
totaliter rejimlerin hep halk tarafından yıkıldığını görürsünüz. Eğer halk
totaliter bir rejimi istiyorsa buna saygı duymalıyız. Ama rejim geldi ve halk
bundan memnun değil, bunu değiştirecek olan yine halktır.
Soru: 70 yıllık tarihin sonunda Türkiye Cumhuriyeti’ nin temel
problemleri neler?
Erdoğan: ... Ne yazıkki Türkiye’nin 70 yıllık tarihi boşa
harcanmıştır. Bu süre içinde halkın refah seviyesi diğer dünya devlşetleriyle
eşit oranda artmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti 1923’ten bu yana sürekli bir
gerileyişin içindedir. 1923’te ekonomide dünyada altıncı sıradayız bugün 46.
1924 yılında dolar 90 kuruş. Sene 93, dolar dokuz binliranın üzerinde. Paramızın
bu noktadaki durumu bizim nereye geldiğimizin ifadesidir. O gün istihdam
noktasında açığımız yokken bugün resmi açığımız 4.5 milyon. O günü, o günkü
dünya ölçülerine bugünü ise bugünkü dünya ölçülerine göre değerlendirmek
zorundayız.Dolayısıyla o gün fabrikamız yoktu bu gün var dememiz bir şey ifade
etmez.... İlmi düzende büyük bir çöküntü var. Eğitim var ama üretim yok.
Üniversitelerimiz düşünce üretemiyor. Bir diğer sorunumuz askeri
bağımszılığımızında tehlikeye girmesi. NATO’nun baskısı elimizi kolumuz
bağlıyor!!
İlginç!! Her seferinde isim vermeden eleştirdiği
Atatürk dönemini ekonomik açıdan övüyor burada Erdoğan. 93 yılında dikta rejimi
dediği dönem için eğitim var üretim yok, üniversitelerimiz düşünce üretemiyor
diyor. Bu gün tamamen tüketim toplumu olunan noktada üretim olup olmadığını,
üniversitelerin düşünce üretip ürtemediğini sormak lâzım. Daha ilginç olansa
NATO ile ilgili düşündükleri. NATO’nun elimizi kolumuzu bağladığını, askeri
bağımsızlığımızın tehlikede olduğunu düşünüyor 93te. Bugün ne olmuşturda
Patriotları ülkeye kabul etmek zorunda kalmış, Türkiye’yi NATO toprakları ilân
etmiştir? Söylediği NATO baskısı devam etmekte midir? Patriot talebi haberlerine
önce “bilgim yok” diyen başbakanın eli kolu mu bağlanmıştır? Irak’ta
askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde “ne notası, müzik notası mı”
şeklindeki anlaşılmaz tepkisi ya da tepkisizliği bu yüzden midir?
Soru: Bu değişim süreci içinde ülke içinde yaşayan bazı grup
insanlar mili yapı içerisinde kalmak istemezlerse ne olacak?
Erdoğan: Bu durumda belki Osmanlı Eyaletler sistemi benzeri bir
şey yapılabilir!
Sanırım yeni anayasa ve başkanlık sistemiyle amaçlanan bu olsa
gerek.
Soru: Cumhuriyetin temel argümanlarından biri devletin
ekonomideki payının azaltılması ve serbest piyasa ekonomisi. Bu arada iktisadi
liberalizasyonun siyasi liberalizasyonu da beraberinde getireceği düşünülüyor.
Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Erdoğan: Özellikle Mehmet Altan’ın başını çektiği 2. Cumhuriyet
“batılılaşma” süreci içerisinde bir harekettir. Batılılaşma dün Kemalist olmayı,
sosyalist olmayı gerektirirken bugün 2. Cumhuriyetçi olmayı gerektirmektedir...
Yeniden Türkiye’deki değişim isteklerine dönelim. Yeni Dünya Düzeni diye bir
kavramdan sıkça söz edilmeye başlandı.Yeni Dünya düzeninden söz edilebilir mi?
Böyle bir düzen bizim karşımıza nasıl çıkacaktır? Ne yazıkki Türkiye’de değişim
talepleri Yeni Dünya Düzeni talepleri ile paralellik içindedir. Bu bir
nakısadır( eksiklik,kusur). Çünkü Yeni Dünya Düzeni uğruna ölünecek bir hülya
değildir. Dünya egemen sisteminin bulaştığı bir patronaj biçimidir... Yeni Dünya
Düzeni’nin ana esprisi hiç bir ülkenin tek başına ayakta kalmasına yetecek güçte
ve kendi kendine yeter özellikte olmaması. Aynı zamanda da komşu ülkeler için,
her ülkenin birbirleriyle sorunlarının olmasıdır. Bu sayede her ülke, geleceği
için “büyük abiye” muhtaç olmakta ve ona bağımlı kalmakta. Bizim açımızdan
önemli olan bir başka konuda “büyük abi” ailesini oluşturan devletlerin
tamamının Hıristiyan olmalarıdır ve ısrarla Müslüman ülkelerde istikrarsızlık ve
iktidarsızlık peşinde koşmalarıdır.
Bugünse başbakan bu “istikrarsızlaştırma ve iktidarsızlaştırma”
siyasetinin uygulayıcılarından biri olmuştur ne yazıkki.
Soru: Başkanlık sistemi için ne diyeceksiniz?
Erdoğan: Türkiye şimdilik buna hazır değil. Başkanlık
sisteminin ortaya çıkışı bir özentinin sonucu ya da Amerikan emperyalizminin
bize bir tavsiyesi. Bunun oluşması için siyasette serbest piayasanın oluşması
lâzım.
93’te NATO baskısı diyen, askeri bağımsızlığımız tehlikede
diyen, Yeni Dünya Düzeninin Müslüman ülkelerde sürekli istikrarsızlık ve
iktidarsızlık ürettiğini, böylece sürekli “büyük abi”ye muhtaç kalmalarının
öngörüldüğünü söyleyen, başkanlık sistemini eleştiren Başbakanın, bugün aynı
sorulara vereceği cevapların çok şaşırtıcı olacağı kesindir. O gün eleştirdiği
konuların uygulayıcısı olarak BOP eşbaşkanlığı göreviyle tamda ortasındadır
çünkü.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder