21 Aralık 2012 Cuma

ODATV-25.12.2012-Erdoğan; Başkanlık sistemi ABD emperyalizminin bize tavsiyesi

Başbakan 30-40-50 yıl öncesine bugünden bakıp kamuoyunu meşgul ede dursun, kendisinin 20 yıl önce henüz Refah Partisi il başkanıyken söyledikleriyle bugününe birde biz bakalım. Erdoğan dahil bugün aydın olarak ismini ekranlarda sık duyduğumuz kişilerle yapılan röportajları içeren Metin Sever- Cem Dizdar’ ın 1993'te basılan “2. Cumhuriyet Tartışmaları” isimli kitapta özellikle Başbakanın söylediği sözler, bakış açısı bugün yaptıklarıyla değerlendirildiğinde çok ilginç yorumları doğuracağı kesin.

O röportajda Refah Partisi il Başkanı Recep tayyip Erdoğan' ın söylediklerinden bir kesit şöyle;
Soru: Cumhuriyet ve demokrasi kavramlarının Türkiye Cumhuriyetinin 70 yıllık tarihindeki ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Erdoğan: Demokrasi bu güne kadar bazen amaç bazen araç olarak görülmüştür. Bize göre demokrasi ancak bir araçtır. Hangi sisteme gitmek istiyorsanız bu düzenlerin seçiminde bir araçtır.Yani demokrasi ile düzenler gelir demokrasi ile düzenler gider... Amaç olarak görülen demokrasi ne yazık ki bugün toaliter bir yapıyı gündemde tutuyor. Bugün demokrasi adına bir dikta rejimi görüyoruz.
Soru: Eğer demokrasi sadece bir araç olarak tanımlanabilirse, halk iradesi adına iktidara yerleşmiş düşünce demokrasinin aleyhinde işlemeye başladığında yani totaliter özellik kazandığında ne olacak?
Erdoğan: Halka rağmen iktidar olunmaz. Tarihe baktığınız zaman totaliter rejimlerin hep halk tarafından yıkıldığını görürsünüz. Eğer halk totaliter bir rejimi istiyorsa buna saygı duymalıyız. Ama rejim geldi ve halk bundan memnun değil, bunu değiştirecek olan yine halktır.

Soru: 70 yıllık tarihin sonunda Türkiye Cumhuriyeti’ nin temel problemleri neler?
Erdoğan: ... Ne yazıkki Türkiye’nin 70 yıllık tarihi boşa harcanmıştır. Bu süre içinde halkın refah seviyesi diğer dünya devlşetleriyle eşit oranda artmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti 1923’ten bu yana sürekli bir gerileyişin içindedir. 1923’te ekonomide dünyada altıncı sıradayız bugün 46. 1924 yılında dolar 90 kuruş. Sene 93, dolar dokuz binliranın üzerinde. Paramızın bu noktadaki durumu bizim nereye geldiğimizin ifadesidir. O gün istihdam noktasında açığımız yokken bugün resmi açığımız 4.5 milyon. O günü, o günkü dünya ölçülerine bugünü ise bugünkü dünya ölçülerine göre değerlendirmek zorundayız.Dolayısıyla o gün fabrikamız yoktu bu gün var dememiz bir şey ifade etmez.... İlmi düzende büyük bir çöküntü var. Eğitim var ama üretim yok. Üniversitelerimiz düşünce üretemiyor. Bir diğer sorunumuz askeri bağımszılığımızında tehlikeye girmesi. NATO’nun baskısı elimizi kolumuz bağlıyor!!
İlginç!! Her seferinde isim vermeden eleştirdiği Atatürk dönemini ekonomik açıdan övüyor burada Erdoğan. 93 yılında dikta rejimi dediği dönem için eğitim var üretim yok, üniversitelerimiz düşünce üretemiyor diyor. Bu gün tamamen tüketim toplumu olunan noktada üretim olup olmadığını, üniversitelerin düşünce üretip ürtemediğini sormak lâzım. Daha ilginç olansa NATO ile ilgili düşündükleri. NATO’nun elimizi kolumuzu bağladığını, askeri bağımsızlığımızın tehlikede olduğunu düşünüyor 93te. Bugün ne olmuşturda Patriotları ülkeye kabul etmek zorunda kalmış, Türkiye’yi NATO toprakları ilân etmiştir? Söylediği NATO baskısı devam etmekte midir? Patriot talebi haberlerine önce “bilgim yok” diyen başbakanın eli kolu mu bağlanmıştır? Irak’ta askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde “ne notası, müzik notası mı” şeklindeki anlaşılmaz tepkisi ya da tepkisizliği bu yüzden midir?
Soru: Bu değişim süreci içinde ülke içinde yaşayan bazı grup insanlar mili yapı içerisinde kalmak istemezlerse ne olacak?
Erdoğan: Bu durumda belki Osmanlı Eyaletler sistemi benzeri bir şey yapılabilir!
Sanırım yeni anayasa ve başkanlık sistemiyle amaçlanan bu olsa gerek.
Soru: Cumhuriyetin temel argümanlarından biri devletin ekonomideki payının azaltılması ve serbest piyasa ekonomisi. Bu arada iktisadi liberalizasyonun siyasi liberalizasyonu da beraberinde getireceği düşünülüyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Erdoğan: Özellikle Mehmet Altan’ın başını çektiği 2. Cumhuriyet “batılılaşma” süreci içerisinde bir harekettir. Batılılaşma dün Kemalist olmayı, sosyalist olmayı gerektirirken bugün 2. Cumhuriyetçi olmayı gerektirmektedir... Yeniden Türkiye’deki değişim isteklerine dönelim. Yeni Dünya Düzeni diye bir kavramdan sıkça söz edilmeye başlandı.Yeni Dünya düzeninden söz edilebilir mi? Böyle bir düzen bizim karşımıza nasıl çıkacaktır? Ne yazıkki Türkiye’de değişim talepleri Yeni Dünya Düzeni talepleri ile paralellik içindedir. Bu bir nakısadır( eksiklik,kusur). Çünkü Yeni Dünya Düzeni uğruna ölünecek bir hülya değildir. Dünya egemen sisteminin bulaştığı bir patronaj biçimidir... Yeni Dünya Düzeni’nin ana esprisi hiç bir ülkenin tek başına ayakta kalmasına yetecek güçte ve kendi kendine yeter özellikte olmaması. Aynı zamanda da komşu ülkeler için, her ülkenin birbirleriyle sorunlarının olmasıdır. Bu sayede her ülke, geleceği için “büyük abiye” muhtaç olmakta ve ona bağımlı kalmakta. Bizim açımızdan önemli olan bir başka konuda “büyük abi” ailesini oluşturan devletlerin tamamının Hıristiyan olmalarıdır ve ısrarla Müslüman ülkelerde istikrarsızlık ve iktidarsızlık peşinde koşmalarıdır.
Bugünse başbakan bu “istikrarsızlaştırma ve iktidarsızlaştırma” siyasetinin uygulayıcılarından biri olmuştur ne yazıkki.
Soru: Başkanlık sistemi için ne diyeceksiniz?
Erdoğan: Türkiye şimdilik buna hazır değil. Başkanlık sisteminin ortaya çıkışı bir özentinin sonucu ya da Amerikan emperyalizminin bize bir tavsiyesi. Bunun oluşması için siyasette serbest piayasanın oluşması lâzım.
93’te NATO baskısı diyen, askeri bağımsızlığımız tehlikede diyen, Yeni Dünya Düzeninin Müslüman ülkelerde sürekli istikrarsızlık ve iktidarsızlık ürettiğini, böylece sürekli “büyük abi”ye muhtaç kalmalarının öngörüldüğünü söyleyen, başkanlık sistemini eleştiren Başbakanın, bugün aynı sorulara vereceği cevapların çok şaşırtıcı olacağı kesindir. O gün eleştirdiği konuların uygulayıcısı olarak BOP eşbaşkanlığı göreviyle tamda ortasındadır çünkü.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder