30 Eylül 2012 Pazar

Apaydın Kampı'nda mazlumlar mı var?

CHP' li vekillerin Suriye’li muhaliflerin bulunduğu Hatay’daki Apaydın Kampına alınmaması çok düşündürücü. Oysa biliyoruz ki 2011 yılında Holywood yıldızı Angelina Jolıe BM elçisi olarak bir basın ordusuyla kampı ziyaret etmişti...

Tabi basın istenileni istendiği şekliyle vermişti.

Holywood yıldızına basın ordusuyla kampa girmesine izin verecek, dünyaya mazlumların kampı diye göstereceksiniz, milletin vekillerine izin vermeyeceksiniz. Kampta neler oluyor, ne gizleniyor?

Muhalif adı altında başkalarıda mı kalıyor? Milletten bu mu gizlenmek isteniyor? Hayır gerçekten sadece kaçan mazlum siviller varsa milletin ve vekillerinin bunu öğrenmesinde bir sakınca olmamalı. Kamplarla ilgili basında çıkan bazı haberlerin doğruluğunun görülmesinden rahatsızlık duyulmuş olunabileceği düşüncesinden başka hangi gerekçe vekillerin kampa girişine engel olabilir ki?

Milletin vekillerinin kampa girebilmesi için BM’ye mi başvurması gerekmekte yada terörü ABD’ye soran başbakan gibi ABD’ye mi sormaları gerekirdi önce?

İşine geldiği her fırsatta millet iradesinden bahseden Başbakanın gözünde milletin vekillerinin, millet iradesinin bir artist! kadar öneminin olmadığı anlaşılmaktadır.
 
 


Suriye-İran ve ABD-TR-İsrail denklemi

ABD yönetiminin 4 Kasım seçimleri öncesi herhangi yeni bir operasyon yada savaşa açıkça liderlik ederek ekonomik, siyasi maliyetine katlanmak istemediği biliniyor. Geçtiğimiz haftalarda açıklanan verilere göre ABD iktidarının borcunun 16 trilyon$ a çıkarak rekor seviyeye ulaştığı düşünülürse bu anlaşılır bir durum. Ancak İsrail İran’ın vurulması konusunda epeydir baskı uyguluyor, seçim sonrasının geç olacağını İran’ ın nükleer silah yapma kapasitesine sahip olacağını düşünüyor, ABD yapmazsa biz yaparız diyor. Diğer taraftan İran’da 4 kasım öncesi bir İsrail saldırısı olacağına inanıyor, ABD üslerinin hedef olacağını söylüyor. Ön planda görünmesede İngiltere’de İsrail’le aynı düşünüyor.
MI6 şefi Mark Ellen yüksek bürokratlara verdiği bir brifingte “ ajanlarımızın çalışmaları olmasaydı İran çoktan nükleer silah yapma kapasitesine ulaşacaktı. Ancak yinede 2013 te buna ulaşacak. ABD-İsrail, bir operasyon konusunda artık karar vermeli” demiştir.
Önce söylediğim gibi seçim öncesi hiç bir maliyeti göze alamayan Obama yönetiminden İran’a yönelik, ABD Genel Kurmay Başkanı Dempsey’nin ağzından “ İsrail’in İran’ı vurmasına karışmayız ancak bu suça ortak olmayız” şeklinde mesajlar gelmeye başlaması, Türkiye’nin Suriye, İsrail’inde İran konusunu eş zamanlı olarak yükseltmesi iki ülkeye eş zamanlı bir operasyonu düşündürmesi açısından anlamlı olsa gerek. CIA başkanının Türkiye’den sonra İsrail’e geçmesini, ABD hazine müsteşarının aynı günler Türkiye’de olmasını hızlı ve anlamlı gelişmeler olarak görüyorum. ABD hazineden sorumlu bakanı daha önce Türkiye’ye gelmişti, Irak savaşı öncesi...Ayrıca Başbakanın şehit cenazelerini görmeyin sözü önümüzdeki günlerde daha fazlasının beklendiğini ve sansür uygulamasına başlandığını gösterir.
Bu gelişmeler Suriye, İran operasyonun eş zamanlı yapılmasının düşünüldüğü fikrini güçlendiriyor. Özellikle geçtiğimiz yıl Türkiye’nin Suriye sınırında yaptığı 9 günlük askeri tatbikata İsrail’inde sesizce Ürdün sınırında 2 günlüğüne katılması ve koordinenin ABD tarafından yapılması eklenince...
Yanılmayı çok isterim gerçekten... Aksi olursa; Suriye, İran,Türkiye hem dışarıdan hem birbirlerine karşı örtülü ve açık operasyonlar sonucu zayıflatılırsa, bir taşla üç kuş vurulmuş olacak...
Kim kazanacak sorusunun en net cevabı üç ülkenin kazanmayacağıdır

 
 

Irak'a operasyona Wiki ne diyor?

Terör vurmaya devam ederken Irak’a neden kapsamlı operasyon yapamadığımızında bir yanıtı 05.05.2003 tarihli Wiki kriptosunda adeta.
Dönemin Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün yine dönemin ABD Genel Kurmay Başkanı General Myers’a 2, Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı General Jones’a 1 olmak üzere 3 mektup yer alıyor.Irak’ın kuzeyinde Türk özel Kuvvetlerinden duyulan rahatsızlıktan dolayı ABD güçlerinin muamelesinden duyduğu üzüntüyü dile getirerek, geçmişte yaşananların (1 Mart tezkeresi kastediliyor kanımca)) ilişkileri etkilememesi dileğiyle Türkiye’nin Irak’ta NATO öncülüğünde operasyonlara katkı sunmasını teklif ediyor.
Kriptoda diğer bir anlatılan konu ise ABD’nin Irak’taki operasyon komutanı Albay Cleveland’ ın yine Irak’taki Türk özel Kuvvetleri Komutanı Albay Hasan Özdemir’e üstlerine iletmesi üzere imza karşılığı verdiği, bence ültimatom niteliğinde istekler yer alıyor. Bu istekler “çuval” olayının nasıl bir ortamda geldiğini, sonrasında neden “müzik notası mı” denerek tepki verilemediğini ve Irak’ta askeri varlığımızın neden sona erdiğini açıklıyor. İstekler şöyle;
1- Türk Özel Kuvvetleri Kuzay Irak’ta askeri faaliyetlerine derhal son verecektir.
2- Türk askeri birimlerinin personel sayıları, yerleri,istihbarat toplama dahil faaliyetleri konusunda Birleşik Kuvvetler Komutanlığına bildirimde bulunması gerekmektedir.Bildirimler 30.04.2003 ten itibaren saat 06.00 dan daha gaç olmamak kaydıyla verilmiş olacaktır.
3- Kuzay Irak’ta Birleşik Kuvvetler Komutanlığının onay vermediği hiç bir Türk askeri faaliyeti sonuçlandırılmayacaktır.
4- Kuzey Irak’taki Türk askeri personeli üzerlerinde sadece kişisel silahlar taşıyacaktır.
5- Kuzey Irak’taki Türk askeri personeli her zaman üniforma giyecektir.
6- Kuzey Irak’tan atılmış Türk Özel Kuvvetler personelinin geri dönülmesine izin verilmeyecektir.Bütün ihlalciler gözalrına alınacaktır.
7- Türk askeri personeli Irak’a gönderilen yardım konvoylarına eskort etmeyecek, Türkiye’den gelen tüm insani yardımın eşgüdümünü uluslararası Kızılhaç aracılığıyla sağlanacaktır.
8- 36.paralel artık tanınan bir hudut değildir. Irak’taki ABD kuvvetleri o bölgedeki tüm faaliyetlerden sorumludur.
Yukarıdakiler bir başlangıçtır ve gelecekte bunları takip eden talimatlar verilebilecektir.
9- Albay hasan Özdemir bu belgeyi imzalamakla iletilen talimatları aldığını teyit etmiş olmaktadır.

Malesef o günden bu güne “diyabakır’ı karıştırırım” diyen, terörün lojistiğini kesecek diye halkı kandıran, oyalayan, terörün Irakta’ki hamiliğini ABD ile yaptığı açıkça bilinen “çuval” operayonunun içinde bulunan peşmergelerin başı Barzani, AKP kongresinde alkışlatıldı...

Ve büyük bir üzüntüyle, acıyla düşündüm... Bu gün bunu yapabilen siyasetin yarın Öcalan’ıda alkışlatması yüksekle muhtemel değil mi?

"Şerefsizlik yapanlar",az sonra " Gönül rahatlığıyla söylüyorum"

PKK ile müzakere ediliyor sözlerine başbakan "“PKK ile 4 kez bir araya geldiğimizi söyleme şerefsizliğini yapanlar,bu alçakça iftirada bulunanlar bunun hesabını her yerde vereceklerdir” şeklinde çok ağır hakaret eiçeren bir cevap vermişti hatırlayacaksınız.31 Ağustos KanalTürk’ te katıldığı bir programda ise gazetecilerin sorularını yanıtlarken şöyle diyor; “Bundan önceki müsteşarım, şimdiki müsteşarımda dahil olmak üzere müsteşarlarımı adaya gönderen bir başbakanım. Oslo’ya gönderen bir başbakanım ve bunu gönül huzuruyla söylüyorum.” 10.30. dakikaya dikkat http://www.youtube.com/watch?v=0lhq9JqnGp0&NR=1&feature=endscreen

Bir bilgide Kriz Gurubunun 11 Eylül 2012’de hazırladığı raporunda... AKP-PKK görüşmelerinin 2005-2011 yıllarını kapsayan altı yıllık bir süreçten bahsediyor.

Görüşmelerin 2005’te başlaması ile aynı yıla denk gelen başbakanın Diyarbakır’da yaptığı konuşmada “Kürt sorunu” ifadesini ilk defa kullanmasıyla “Kürt açılımını”da başlatması anlamlı olsa gerek. http://www.youtube.com/watch?v=g5D1ezQOw7w

Altı yıl boyunca yapılan görüşmelerde, her seçimde ve refarandumda anlaşmaların yapıldığı, sözlerin verildiği anlaşılmakta.Bu da AKP’nin 3 dönem nasıl tek başına iktidar olduğunu açıklamakta. Zaten Oslo’da yapılan görüşmenin ses kaydında MİT Müsteşar yardımcısı Afet Güneş “sırf size verdiğimiz bazı sözleri yerine getimek için Habur’da hukuku, herşeyi alt üst ettik” diyerek kendilerine güvenilmesini telkin ediyor. Aynı görüşmede söylenen terör başı Öcalan’ın 10 yıldır cezaevinde olduğundan bahisle görüşmenin 2009’da yapıldığı söylenebilir. Yani 2010 referandum öncesi..

Tüm bu bilgiler aslında AKP’nin iktidara gelişinin üçüncü yılından itibaran PKK ile görüşmeleri başlattığı, görüşmelerin silah bıraktırma yönünde değil seçim, referandum pazarlığı karşılığı ateşkesler, “kürt açılılımı” adıyla bazı tavizler ve TSK’ya operasyon yaptırmama üzerine olduğu anlaşılmaktadır. Bu da terörün tekrar semirmesi, taban kazanması için altı yıl gibi uzun bir, süre kredisi verilmesidir.
Bu görüşmeler ve pazarlıklar sonucu hem AKP hem de yaptırılmayan operasyonlar sonucu PKK güçlenerek çıkmıştır süreçten. Suriye politikası yanında izlenen terörle müzakere(pazarlık) siyaseti bu gün yaşadığımız terör dalgasının en önemli sebebidir kanımca.

TSK'ya "Balyoz"

1 Mart tezkere reddinin hemen ardından,"Kürt açılımını" yazıp AKPnin eline veren H.Barkey’in 26 Marta 2003te Utah Üniversitesi dışilişkiler bölümünde anlattığı, sayfasındada kaleme aldığı “Flirting with disaster- felaketle flört” adlı yazısında tezkerenin arka görüşmelerinde; AKP nin savaşın finans yönüyle, TSK'nın PKK terörü ve çıkacak karışıklıktan Türkmenlerin korunmasıyla ilgilendiğini, tezkere reddinden sonrada TSKnın söylediği kaygıları üzerinde ısrarla durduğu ve ne olursa olsun terör, Türkmenlerin korunması için Irak’a bağımsız gireceklerini söylediklerini, bunun Amerikan çıkarları için bir "felaket" olacağını, AB’ nin bu durumda TR ye müzakere tarihi vermesi gerektiğini, müzakere tarihinin en büyük yararının TR nin dikkatini Iraktan uzaklaştırmak ve TSK yı yapılacak reformlarla kafese!(bir operasyonun adı oldu ne tesadüf) kapatmak olduğunu, yazıyordu. Saddam mümkün olduğunca erken devrilir, TSK'nın Irak’a girmesi engellenirse bunun ABD için en iyi senaryo olacağını belirtip, Türklerin başta çok kızacağını sonradan unutup ilişkilerin derinleşerek devam edeceğini söyleyerek bitiriyor analizini.

Peki Barkey bunları yazıyorda Türkiye'de neler oldu bakalım?

ABD tezkeresi ardından muhalefetin baskısıyla çıkarılan,yurtdışına gönderilmeyi sağlayan tezkere uzun zaman TSKya verilmedi.O dönem TV'lere çıkan emekli subay, generaller; "Irak'a bağımsız! girilmeli, bu bizim için fırsat,ABD Saddam'la uğraşırken Türk ordusuyla karşı karşıya gelmeyi göze alamaz şeklindeki feryatlarına başbakan "çok biliyorduysanız kendi zamanınınızda neden bitirmediniz terörü" diyerek sinirle aşağılamıştı.Barkey AKP'nin sadece finansla ilgilendiğini yazmış o tarihte.Hatırlayacaksınız muhalefet AKP'nin askerin Irak'ta operasyon yapmaması karşılığında 1milyar$ hibeye anlaştığını ortaya çıkarmış, bu gerçeği rededemeyen AKP sadece paranın kullanılmayacağını açıklayabilmişti.

Sonrasında Büyükanıt, "Irak'a girmek fayda sağlar" dediğinde başbakan "içerdekileri bitirdiniz miki dışardakileri bitireceksiniz" diye onada çıkışmıştır. Nedense başabakan, terör sürekli vururken,ısrarla Irak'ta operasyon yapılmasını istemiyor,BOP eşbaşkanının uyguladığı yöntemi uygulamak istemiyordu.Çıkarılan teskereyi TSK'ya vermiyordu.Bu arada terörle mücadele komisyonlarıkuruluyor (ABD-TR-Irak,Barzani),anlık istihbarat anlaşmaları yapılıyordu.Geldiğimiz noktada terörle mücadele komisyonunun meğer Oslo'da pazarlık komisyonuna döndüğünü,anlık istihbarat anlaşmasınında yalan olduğunu anlıyoruz.Oyalanmışız yani.Peki başbakanın yıllar sonra,"paratoner görevi gördük, milletin gazını aldık" sözlerine ne demeli??

Peki 2003te ırarla Irak'a operasyon yapmak isteyerek "ABD çıkarlarını felakete uğratacak" olan TSK kadrosuna,generallerine ve bu anlamda haberler yaparak AKP'yi zor duruma düşüren medya,basın mesuplarına ne oldu? Hepsi SİLİVRİ,HASDAL'da...
Üretilmiş dijital delillerle! yıllardır "kafes" teler...

Başa dönelim..Ne diyordu Barkey?
"TSK'NIN IRAK'A BAĞIMSIZ GİRMESİ ÇIKARLARIMIZA FELAKET. AB MÜZAKERE SÜRECİNDE YAPILACAK REFORMLAR TSK'YI KAFESE KAPATACAK"