İsrail, üç vatandaşının öldürülmesi gerekçesiyle Gazze’ye orantısız, sivil hedefleri gözetmeksizin yoğun bir saldırı başlattı. Günlerdir süren, dört yüz ton bombanın kullanıldığı saldırı, hava, kara, denizden yürütülüyor ve kimsenin gözünü açıp göremeyeceği müslümanın müslümanı boğazladığı bir sırada gerçekleşiyor.
AKP ise “Vanminit” süreci ve Mavi Marmara olayıyla birlikte Filistin davasının arkasında herkesten daha çok durduğunu göstermeye çalıştı. Cumhurbaşkanlığı seçim konuşmalarında da, “Tarafsız olamayız” diyor. Peki, gerçekte perde arkasındaki eylemler hangi tarafı gösteriyor?
1) İsrail’in ricası üzerine Hamas lideri Meşal’in Türkiye’ye çağırılarak Suriye ile bağlarının kesildiğini dönemin AKP Bakanı Abdüllatif Şener söylemişti.
2) Başbakan 2009 yılında, “Yahudi sermayesi olsun öper başımın üzerine koyarım” diyerek Suriye sınırımızı 49 yıllığına İsrail’e vermek istedi.
Muhalefet sayesinde engellendi.
Muhalefet sayesinde engellendi.
3) Başbakan Davos’ta “Vanminit” çekerek Peres’ e “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” diye sözde “ayar” verdikten sonra salondan çıkar çıkmaz, “Tepkim moderatöreydi” dedi.
Üç hafta sonra da İsrail’in OECD’ye katılımını onayladı.
Üç hafta sonra da İsrail’in OECD’ye katılımını onayladı.
4) İsrail’in Filistin topraklarında illegal şekilde yeni yerleşim yerleri kurmasını, BM dahi hukuksuz bulduğunu, durdurulması gerektiğini açıklarken AKP ve Başbakan hiç bir şey olmamış gibi davrandı.
5) Olası bir İran saldırısından İsrail’in korunması için Başbakan’ın ilk anda “talepten haberinin olmadığını” söylediği radarlar konuşlandı Malatya’ya.
6) Geçtiğimiz yıl Kasım ayında, Davutoğlu Gazze’de ağlarken Kahire’de CIA, MOSSAD, MİT, Mursi’li Mısır, Katar, görüşmesinde hangi kararların alındığını bilmiyoruz.
Konu ile ilgili bir soru üzerine Başbakan, “MOSSAD, MİT ilişkisi hiç bir zaman kesilmedi” diyerek ilişki olduğunu doğruladı.
İsrail basını ise o günlerde, Kahire’deki grubun gözlerini Suriye’ye diktiğini yazdı.
Konu ile ilgili bir soru üzerine Başbakan, “MOSSAD, MİT ilişkisi hiç bir zaman kesilmedi” diyerek ilişki olduğunu doğruladı.
İsrail basını ise o günlerde, Kahire’deki grubun gözlerini Suriye’ye diktiğini yazdı.
7) Başbakan, “Bir kara harekatı olursa her türlü destek veririz, her türlü koalisyona gireriz” sözleriyle açıkça Suriye’ye bir dış müdahele istedi.
İsrail de Suriye’ye uzun süredir dış müdahele istiyor, Türkiye yukarıdan teröristleri destekleyip Suriye’ye gönderirken İsrail de aynı şeyi aşağıdan Lübnan, Ürdün üzerinden yapıyor.
İsrail de Suriye’ye uzun süredir dış müdahele istiyor, Türkiye yukarıdan teröristleri destekleyip Suriye’ye gönderirken İsrail de aynı şeyi aşağıdan Lübnan, Ürdün üzerinden yapıyor.
8) Mavi Marmara olayından kısa süre sonra Hüseyin Çelik, Devrim Sevimay’a (Milliyet) verdiği röportajda konuyla ilgili özetle “Milletin gazını alıyoruz” dedi.
Hiç bir resmi anlam taşımayan telefonda bir özür ve tazminatla kapatılmak isteniyor konu. Tazminat konuşuyoruz adı altında meşrulaşan görüşmelerde Suriye konusunda İstihbarat paylaşımı anlaşması yapıldı.
Hiç bir resmi anlam taşımayan telefonda bir özür ve tazminatla kapatılmak isteniyor konu. Tazminat konuşuyoruz adı altında meşrulaşan görüşmelerde Suriye konusunda İstihbarat paylaşımı anlaşması yapıldı.
9) Geçtiğimiz yıl Haziran’ da CFR (Council on Foreign Relations), uzmanı Ed Husain eliyle “Erdoğan’a destek, demokrasiye yardım” şeklinde destek yazısı yayınladı.
10) Barzani petrolünün Türkiye üzerinden İsrail’e satıldığını herkes biliyor artık.
11) Ve elbette hepsinin üzerine yerel seçimlerden hemen önce İsrail’in güvenlik kaygılarına cevap veren, “Yüksek zenginleştirilmiş uranyumdan arınma” taahhüdünde bulunulan imza. Gül’ün Hollanda’ da attığı bu imzayla eş zamanlı olarak İsrail, Mavi Marmara ile birlikte Türkiye’ye uyguladığı turizm ambargosunu kaldırdı. Bundan sonra iki taraftan tazminat görüşmeleriyle ilgili anlaşma sağlandı, normalleşme açıklamaları yapıldı. Şart koşulan Gazze ablukası unutularak! Cesaret ödülünü, oğulun gemilerinin de dahil olduğu İsrail’le ticaretin kat be kat artmasını saymıyorum bile.
Bunlara ek olarak belki de bölgede neler olduğunun anlaşılmasına ışık tutacak, sonrasında “kardeş Esad”’tan “düşman Esed” siyasetine geçtiğimiz; İsrail’in bir sonraki savaşının kendileri açısından kader tayin edici nitelikte olacağını ve dört cephede birden savaşmaları gerekeceğini 2010’da söyleyen İsrail Askeri İstihbarat Şefi Amos Yadlin’in devamındaki sözleri: “Bu kez İran, Suriye, Hizbullah ve Hamas’la savaşacağımızı kabul etmemiz gerekiyor. Ancak hava kuvvetlerimiz tüm bu düşmanları yok edebilecek ve savaşta zafer kazanabilecek güçtedir”
Meydanlarda tarafsız olamayız diyen AKP ve Başbakan’ın tüm bu eylemleri, bölge ve Filistin konularında gerçekte hangi tarafı gösteriyor?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder