CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu ile başlayan parti içi muhalefetin tepkileri, Emine Ülker Tarhan’ın istifası ( yeni bir parti de kurdu) ardından Süheyl Batum’un sarfettiği söylenen sözleri sonucu kesin ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevk edilmesiyle tekrar gündemde. Öncelikle Süheyl Batum’un, söylediği iddia edilen sözleri ile ilgili hiç bir tekzipte bulunmaması ancak disiplin kurulana sevkedilince konuşmaya başlayarak “Öyle bir şey demedim” demesini ilginç bulduğumu ifade etmeliyim. Seçime aylar kalmışken, sadece ve sadece nelerin nasıl yapılacağı stratejilerinin, hangi politika ve söylemlerin öne çıkarılmasının üzerinde durulması gereken bir dönemde Cumhurbaşkanlığı adaylığı için sadece beş imza bulabilen, yani partisinden destek alamayan bir milletvekilinin istifasıyla partinin yeniden iç tartışmalara çekilmesinin amacı gerçekte parti demokrasinin olup olmamasından mıdır, yoksa yüzeysel olarak bakıldığında farkedilemeyen, parti demokrasisi de kullanılarak başka amaç ya da amaçlar da olabilir mi? Hatırlayacaksınız, Cemaatle yolların ayrılmasıyla o dönem Başbakan olan Erdoğan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan Aralık 2013’te, “Milli orduya kumpas kuruldu” dedi. Bundan bir hafta sonra Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ve Erdoğan Dolmabahçe’de bir görüşme yaptı. Görüşmeden iki gün sonra da Feyzioğlu Silivri’yi ziyaret etti.
Bu gelişmelerin ardından Mart başında aralarında İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’in de bulunduğu pek çok sanık tahliye edildi. Ne olduysa bundan sonra oldu işte. İşçi Partisi ve bağlı medya- basın organları şaşırtıcı şekilde birden CHP’ye karşı “Ulusalcılık” adıyla cephe aldı. Kumpas konusunda sadece cemaati işaret ederek bir anlamda “Safmışız, kandırıldık” argümanını güçlendirecek şekilde AKP’nin rolünü akladı. CHP’nin Cumhurbaşkanı adayına karşı CHP’li bir kaç vekille birlikte AKP’nin kullandığı argümanlar kullanılıp, hani neredeyse AKP’ye pek iş bırakmayarak parti tabanı demoralize edildi. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra ise yine aynı kadro, bu defa “Kılıçdaroğlu istifa” dedi. Buna bir kaç kişi değil parti karar vermeliydi elbette ve Eylül kurultayında Kılıçdaroğlu ile devam kararı verilmesine rağmen yine şaşırtıcı şekilde! parti içindeki bir kaç kişi ve İşçi Partisi grubu aynı yönde haraket etmeye devam ediyor, seçim öncesi CHP’yi iç tartışmalara gömüyor.
Bu yazıyı yazdığım sıralarda TekeTek Programında Süheyl Batum Doğu’da oy alamama konusunda, “Ülkenin toplumsal yapısı çok değişti. Değişen yapıya göre onların güvendiği insanlarla CHP’yi anlatmamız lâzım.” diyor. CHP’nin yönetim kadrosu, partiye kattığı farklı seslerle tam da bunu yapmaya çalıştığı için kendisinin de içinde bulunduğu muhalif vekil grubu tarafından yıkıcı şekilde en çok eleştirilmiyor mu? Bu keskin çelişkinin açıklaması nedir? Bugünü anlamak için her zaman düne bakmak gerektiğini düşünürüm. O halde sormak lâzım; Feyzioğlu ve Erdoğan Dolmabahçe’de ne görüştü, Feyzioğlu Silivri’ye gerçekte ne mesaj götürdü? 2007 yılında yapılan, konusu “mezara gidecek” olan başka bir görüşmenin sonucu orduya kumpas olarak gelişmişti. Yedi yıl sonra 2. Dolmabahçe görüşmesinin sonucu CHP’ye mi kumpas?!
Bu gelişmelerin ardından Mart başında aralarında İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’in de bulunduğu pek çok sanık tahliye edildi. Ne olduysa bundan sonra oldu işte. İşçi Partisi ve bağlı medya- basın organları şaşırtıcı şekilde birden CHP’ye karşı “Ulusalcılık” adıyla cephe aldı. Kumpas konusunda sadece cemaati işaret ederek bir anlamda “Safmışız, kandırıldık” argümanını güçlendirecek şekilde AKP’nin rolünü akladı. CHP’nin Cumhurbaşkanı adayına karşı CHP’li bir kaç vekille birlikte AKP’nin kullandığı argümanlar kullanılıp, hani neredeyse AKP’ye pek iş bırakmayarak parti tabanı demoralize edildi. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra ise yine aynı kadro, bu defa “Kılıçdaroğlu istifa” dedi. Buna bir kaç kişi değil parti karar vermeliydi elbette ve Eylül kurultayında Kılıçdaroğlu ile devam kararı verilmesine rağmen yine şaşırtıcı şekilde! parti içindeki bir kaç kişi ve İşçi Partisi grubu aynı yönde haraket etmeye devam ediyor, seçim öncesi CHP’yi iç tartışmalara gömüyor.
Bu yazıyı yazdığım sıralarda TekeTek Programında Süheyl Batum Doğu’da oy alamama konusunda, “Ülkenin toplumsal yapısı çok değişti. Değişen yapıya göre onların güvendiği insanlarla CHP’yi anlatmamız lâzım.” diyor. CHP’nin yönetim kadrosu, partiye kattığı farklı seslerle tam da bunu yapmaya çalıştığı için kendisinin de içinde bulunduğu muhalif vekil grubu tarafından yıkıcı şekilde en çok eleştirilmiyor mu? Bu keskin çelişkinin açıklaması nedir? Bugünü anlamak için her zaman düne bakmak gerektiğini düşünürüm. O halde sormak lâzım; Feyzioğlu ve Erdoğan Dolmabahçe’de ne görüştü, Feyzioğlu Silivri’ye gerçekte ne mesaj götürdü? 2007 yılında yapılan, konusu “mezara gidecek” olan başka bir görüşmenin sonucu orduya kumpas olarak gelişmişti. Yedi yıl sonra 2. Dolmabahçe görüşmesinin sonucu CHP’ye mi kumpas?!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder