93 yılı bugün bile hâlâ aydınlatılamayan karanlık olayların, suikastların yaşandığı bir yıl olarak tarihe yazıldı. Kanlı yıl, 24 Ocak'ta gazeteci, yazar Uğur Mumcu’nun, arabasına bomba konularak katledilmesiyle başladı. 17 Şubat' ta dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, uçağının düşmesi(!) sonucu yaşamını yitirdi. 25 Mayıs'ta PKK' lı teröristler Bingöl-Elazığ karayolunu keserek 33 erimizi kurşuna dizdi. 33 erimizin şehit edilmesi üzerinde Ergenekon operasyonlarıyla birlikte çeşitli spekülasyonlar, kafa karışıklıkları yaratılsa da 78’den beri PKK’nın yayın organı olarak bilinen Serxwebun’da bu olay, “41 asker öldürüldü” şeklinde terör örgütü tarafından o zaman üstlenilmişti. Haziran 93’ te ise tek taraflı ilân ettiği ateşkesi bitirdiğini açıklayan Öcalan’ ın, “Ateşkes süreci içinde bir yumuşama söz konusu olduysa da bazı bölgelerdeki operasyonlar şiddetinden bir şey yitirmedi. Bingöl olayı da bunun sonucu olarak gelişti” diyerek 33 askerimizin şehit edilmesi olayının, durdurulmayan operasyonlara karşılık yapıldığını söylediği basın toplantısı yine Serxwebun’ da yayınlandı. 30 Haziran' da PKK, 5 ilde saldırıya geçti. Siirt' te 12, Diyarbakır' da 1 asker şehit edildi. Van' da kundaklanan otelde 11 kişi öldü. 2 Temmuz'da Sivas' ta Madımak Oteli’ nin yakılmasıyla 37 aydın ve sanatçı yanarak can verdi. 5 Temmuz' da PKK, Erzincan-Kemaliye Başbağlar Köyü' nde 33 sivili öldürerek tüm köyü ateşe verdi. 93 yılında birbirini izleyen bu karanlık ve kanlı olaylar, Türkiye'nin tamamında hem etnik hem de mezhepsel bir kaos, çatışma ortamının yaratılması çalışması ve çabası olduğu açık. Bu olaylardan sonra kanlı ve acımasız terör yılları izledi... O dönemki durumun, "Arap Baharıyla" birlikte Ortadoğu’ da başlayan ve sınırlarımıza dayanan etnik, mezhep temelli çatışmalara ne kadar benzediğini hatırlayın. "Bahar" çatışmalarıyla geliştirilen etnik, mezhepsel bölünme 93' te Türkiye' den mi başlatılmak istendi diye sormadan edemiyor insan. Bu tezi güçlendiren bir yorum da Graham Fuller’ in 93 başlarında yazdığı makalesinde dillendiriliyor. “Türkiye, Irak, İran, Kürtlere daha fazla özerklik vererek federasyonu benimsemeli ya da uzun süreli şiddet ve karmaşaya hazır olmalılar.” diyordu. Gerçekten de bugün hâlâ aydınlanmayan 93 yılı kanlı olaylarının ardından Türkiye' ye kanlı ve kaotik terör yılları yaşatılıyordu. Aslında Türkiye, 90’ ların başında uluslararası kuruluşlar! tarafından terörle müzakere masasına zorlanıyor. PKK, Batı ve uluslararası kuruluşların çağrısına uyarak! tek taraflı ateşkes ilân ediyor. Bu, Öcalan’ ın PKK' nın yayın organı Serxwebun' da yayınlanan o zamanki açıklamalarından da anlaşılıyor.Türkiye, o dönem masaya oturmayı kabul etmeyerek operasyonları durdurmayınca tek taraflı ilân edilen ateşkes, PKK ve Öcalan' ın da o zaman üstlendiği 33 askerimizin şehit edilmesiyle sona erdiriliyor. Tüm bunlardan sonra, 98 yılında bir meclis konuşmasında, "Terör darmadağın edildi. Liderinin siyasi lider yapılmamasına dikkat edilmeli" diyen Gül' ün 2010 yılı Cumhurbaşkanlığında, "Biz çözmezsek gelir başkaları çözer." sözlerindeki dönüşüm; Türkiye, kaos, karmaşa hatta iç savaş tehdidiyle mi masaya oturduldu sorusunu getirmiyor mu akla?