3 Ekim 2015 Cumartesi

Rusya Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?

Rusya'nın öncelikli ve ivedilikli hedefi Kafkasya'dan Suriye'ye savaşmaya giden (özellikle Çeçen) radikaller. Bu radikallerin burada başarılı olmaları durumunda geri dönüşlerinde Rusya'ya tehdit oluşturacağı düşünülüyor, ki bu kaygıyı diğer ülkeler de kendileri için taşıyor.

Rusya'nın diğer bir hedefi, Akdeniz'den Basra körfezine bir Rus Kemeri oluşturmak. Bunu daha iyi görmek için haritaya iyi bakmak gerek. Rusya, Suriye,Irak,İran. Bu koalisyona yakında Çin de aktif olarak katılacak(dün yazdım)...
Bu bize neyi anlatmalı dersiniz?
 

Batının koridor meselesiyle enerjiyi Avrupa'ya ulaştırmak istediği biliniyor. İsrail'inse yine koridorla enerjiyi kendi limanında toplayıp Kızıldeniz'den Asya'ya, kontrolünde pazarlamak. Rusya, "Rus Kemeriyle" her ikisine de engel olmayı planlıyor. İşte bu noktada Çin'in katılımı anlam taşıyor...

Elbette bölgede batı etkisi sınırlanmış da olacak. Ki, şimdiden Rusya Suriye' deki üslerini kalıcı şekilde geliştirdi bile. Irak Başbakanı Abadi, "Rusya'nın kendi ülkelerinde de IŞİDla mücadele etmesini memnuniyetle karşılayacaklarını" açıkladı. Erbil'deki üsse karşılık Bağdat civarında bir Rus üssü kurulması şaşırtıcı olmayacaktır.
 

Rus Dışişleri Bakanı Lavrov, "İstemeleri halinde Lazkiye'deki uçaklarının Lübnan hava sahasını korumaya hazır olduklarını" açıkladı.

Bir dip not olarak; birlikte çalışsalar da İran'la ilgili Rusya'nın gelecekteki düşüncelerinden şimdilik emin değilim. Kim, hangi devlet kendi kulüplerine(nükleer güç) başka bir devletin daha nükleer güç olarak katılmasını ister ki?

2 Ekim 2015 Cuma

Çin de geliyor

Yakında Çin de Rusya ile birlikte hava saldırılarına katılacak. Çin'e ait savaş gemisi yaklaşık bir hafta çönce Suriye'nin Tartus limanına demirlemişti zaten.Hazırlıkların tamamlanması Kasım gibi bitecek.

Çin savaş uçakları ve helikopterleri İran üzerinden gönderilirken bir kısmı da Rus kargo uçaklarıyla Tartus'a gönderilecek. Çin savaş uçaklarının bir kısmı Çin uçak gemisine bir kısmı da Lazkiye'deki Rus üssüne konuşlanacak. Çin, denizaltı savar- erken uyarı helikopterleri ile ilk etapta 1000 deniz piyadesi de gönderecek.
 

Bugün Pekin'den Moskova'ya, "J-15 savaş uçaklarının yakında Rus hava harekatına katılacağı" haberi gitti.
 İki gün önce Kılıçdaroğlu, Genel Kurmay Başkanı Akar görüşmesi, ardından G.Tekin-D.Çiçek-2. Başkan Y.Güler görüşmesi...

Bugün de Bahçeli-Akar görüşmesi durumun ciddiyet ve hassasiyetini yeterince gösteriyor.
Gelişmeler herkesi etkileyecek.

27 Eylül 2015 Pazar

Netenyahu-Putin

Netenyahu Putin'le Moskova'da görüştü. Netenyahu,İsrail Genel Kurmay Başkanı Gady Eisenkot ve Askeri İstihbaratı'ın başı Hertzi Halevi'nin de bulunduğu geniş bir askeri heyetle gitti Moskova'ya. Böylesine geniş üst düzey yetkililerin bulunduğu ziyaret ilk defa oluyor.
Netenyahu'nun gündemi İran dosyası ve Suriye-Golan.
Netenyahu Putin'e, "Suriye'nin Golan üzerinden kendilerine terör cephesi açmaya hazırlandığını, buraya askeri hareket yapmak zorunda kalacaklarını" söyledi.
...
Netenyahu'nun Putin'le görüşmek istemesinin gerçek nedeni, Rus ve israil askerlerinin Suriye'de çarpışmalarını engellemek. Putin Netanyahu'ya, Suriye' nin ikinci bir cephe açmayı planlamadığını söylerken Orta Doğudaki politikalarının İsrail için tehlike oluşturmayacağını söyledi.Tam da bu görüşme sırasında ABD kaynakları Rusya'nın Suriye üzerinde keşif uçuşlarına başladığı bilgisini açıkladı.
Gerçekler ortaya çıkıyor. İsrail Golan üzerinden bir askeri harekât başlattığında Türkiye ne yapar?

20 Eylül 2015 Pazar

Korkmayın!

Diyorlar ya bak tek başımıza iktidar olmadık,istikrarsızlık terörü arttırdı, döviz fırladı.
Sadece ve sadece milleti korkutuyorlar.
Gerçekten ülkeyi milleti düşündükleri yok. Korkun yeter onlar için.
İşine geldiğinde kullanmak üzere süreci buzdolabına koydular.
Dövizin artışı seçimlerden önce tek başına iktidarlarında yani istikrar var dedikleri dönemde başladı zaten.
Dövizin artması kasalarda, evbanklarda döviz depolayanları, "milletin a... koyanları", bakara makara deyip çikolata kutularında bahşişi peşin alanları kazandırıyor.
Onlar mutlu.SİZ?
Sizinse mümkün olduğunca çok korkmanız isteniyor.
O yüzden o laflar.
PKK Doğuda silahla korkutuyor.AKP de istikrarsızlık, kaosla.
KORKMAYIN!

17 Eylül 2015 Perşembe

Adnan Menderes'in muhalifliği

1) Menderes’in içinde bulunduğu partiye (CHP) yıllarca hiç bir karşı çıkışı(1931-1945), muhalefeti yoktur. 1932 yılında Aydın’da Halkevi açılışında, “Halkevleri cemiyeti, milleti yükseltmek için insanların toplandığı çatı. Dini, siyasi Sultanın tahakkümünü yıkan inkilabımız, halkevleri ile medeniyet ve yükselme yolundaki zaferini tamamlayacaktır" demiştir.1932 de uygulanmaya başlayan ezanın Türkçe’leştirilmesinden de DP iktidarı dönemine kadar rahatsız olduğunu gösteren muhalif bir söylemi yoktur.( Oysa Türkçe ezana karşı çıktığı söylenir hep)
2) ÇTKT’ na (Çifçiyi Topraklandırma Kanun Tasarısı) göre, topraksız köylüye toprak veriliyor, köylü marabalıktan, bağımlılıktan, kölelikten kurtuluyor. Bu, reform gerçekleştirildikten sonra üretim araçları eksik olanlara, kuruluşu, onarım, ıslah sermayesi, canlı cansız demirbaş verilerek yurt topraklarının sürekli işlenmesi sağlanması düşünülüyor.
3) Toprak ağası Menderes ÇTKT’nin görüşüldüğü komisyondadır ve tahmin edeceğiniz gibi şerh koyduruyor. Bu, Menderes’in yıllarca gayet uyumlu olduğu partisine karşı ilk muhafeti oluyor.
4) Topraksız köylüye toprak verilmesi, üstelik bunun da kurulacak yaşlılar heyeti eliyle yapılacak olması toprak ağası Menderes’in ÇTKT’ya koyduğu şerh ve komisyondan istifasını da getirdi.Menderes’in ilk eylemsel muhalefeti.
5) Bundan sonra mecliste iki farklı grup oluşuyor. Aydın ve memurlar toprak reformunu savunurken Menderes gibi toprak ağaları karşıy.
7) Toprak reformunu destekleyeneler, araziyi asıl işleyen köylü ile büyük arazi sahiplerinin(ağaların) bağımlılık ilişkilerinin değişeceğini savunuyorlar. Hem köylü toprağına bağlanacak, büyük şehirlere yoğun nüfus akış göçü engellenmiş olacak.(Yıllarca terör sorunu yaşadık, çözülmüş değil henüz. Bazı bölgelerde çağdaş yasalar değil feodal yapının koyduğu kanunlar geçerli ve büyük şehirlere yoğun göç hâlâ yoğunlukla devam ediyor)
8)16 Mayıs 1945 meclis konuşmasında Menderes, Avrupa toprak reformunu gerektiren nedenlerin Türkiye’de bulunmadığını, geriliğin zirai alet konusunda desteklenilmemesinden kaynaklandığını söylüyor ( köylüye toprak verilmesi, bunun da yaşlılar heyetiyle belirlenmesinden hoşlanmadığı anlaşılıyor. Ağalar desteklensin diyor)
9) ÇTKT 11 Haziran 1945’te oy çokluğu ile kanunlaştı. Menderes oylamaya katılmadı.
10) Ertesi günü 12 Haziran’da Menderes gibi toprak ağası olan Bayar, Köprülü, Koraltan kanuna karşı önerge veriyorlar.
11) Ve önerge verenler partiden ihrac ediliyor. Bayar, kendisi istifa ediyor. Yeni parti çalışmaları başlıyor.
12) 25 Mayıs 1947’de kanun, Bakanlar Kurulu Kararıyla yürülüğe giriyor ama çok partili hayat, Sovyet tehditi, DP’nin bunu seçimlerde kullanacağı kaygısıyla seçimden sonraya bırakılılıyor( hemen uygulansaymış keşke!)
Kaynak: Süleyman Demirel Üniversitesi Tarih Anabilim Dalı Tezi.
Danışman: Doç.Dr. Ahmet Halaçoğlu
1950 DP iktidarında toprak ağası Menderes ve arkadaşları sayesinde ağalık, marabalık daha da sağlamlaşıyor. Köylü daha çok ezilirken mecliste Menderes’in daha önceden söylediği gibi toprak ağalarına zirai alet desteğiyle ağalar kalkınıyor daha da güçleniyor. Feodal yapı-siyaset ilişkisi güçlenerek günümüze geliyor.
Özetle Menderes’de demokrasi aşıklığı falan yok. Yıllarca Türkçe okunan ezana da karşıtlığı yok.(1932-1950... 18 yıl hiç bir muhalefeti olmadığı gibi 5 Haziran 1950'de taassup zihniyetini kırmada Arapça ezanın yasaklanmasının o tarihte zorunlu! olduğunu ancak artık gereksiz hale geldiğini söylüyor. Koltuğunu da Türkçe ezana karşı değil toprak ağalığından gelen gücünü korumak için bırakıyor.
Bugün AKP DP’nin devamı olmakla gurur duyuyor.
Toprak ağası Menderes, topraksız köylüye toprak verilmesini engelledi. BOP ağası Erdoğan, tarımı toptan gereksiz görerek tamamen dışa bağımlı hale getirdi.

15 Eylül 2015 Salı

Tahkim edilmiş ateşkes

Mustafa Karasu,"tahkim edilmiş ateşkes, arabulucular gözetiminde müzakere ve demokratik çözüme hazır olduklarını" söyledi. Kimileri bunu PKK'dan ateşkes talebi olarak yansıtmış.
Öyle değil.

Tahkim edilmiş ateşkes: Öncelikle resmi olarak"iki tarafın" varlığının kabul edilerek resmi bir ateşkesin olması demek.
...
Arabulucular gözetiminde müzakere: Oslo-İmralı' da kapalı yapılan müzakerenin resmen tanınarak açık hale gelmesi, elbette Öcalan'ın da resmen tanınmış olan "iki taraftan" bir tarafın lideri olarak resmen ve açık olarak müzakerelerde yer alması.

Böyle bir durumda Öcalan'ın durumunun tartışma knusu yapılması şüphesizdir, ki zaten bir süredir yapılmaya başlandı. PKK'nın talebi ateşkes değil müzakerelerde bir sonraki aşamaya geçilmesidir. Açık ve resmen tanınarak, ilân edilerek

10 Eylül 2015 Perşembe

Bölgede neler oluyor?

Suudi Arabistan, Katar'dan sonra Mısır da 800 kişilik kara birliğini Salı günü İran’la savaşın cephesi olan Yemen'e gönderdi. İncirlik anlaşmasıyla IŞİD’la mücadele için İncirlik’e konuşlandırılan ABD’ye ait 6 adet F16’ya karşılık olduğu iddia edilen 6 adet MİG31 önleyici savaş uçağını Rusya da Ağustos ayında Şam’a göndermişti. Bir Rus gücünün de Şam’a gönderildiği son günlerdeki iddialar arasında.

İsrail, işgal altında bulundurduğu Golan’ın güneyinde ilk petrol, gaz arama sondaj iznini Genie Enerji’ye verdi. Genie'nin ortakları arasında Jacob Rothschild ve Rupert Murdoch var. Genie Enerji' yi İsrail'e önerense ABD eski başkan yardımcısı Dick Cheney.

Türkiye’nin Suriye’de bir güvenlikli bölge kurma planıyla hem mültecileri kendi topraklarında tutma hem de Akdeniz’e açılan “Kürt koridoru” denen bölgeye (ki hayati derecede önemli)set olma stratejisi yanı sıra İsrail'in de Golan'dan içerde Suriye’de Dürziler üzerinden bir güvenlikli bölge kurma planının olduğunu daha önce yazmıştım. Netenyahu’nun diplomasideki sağ kolu Dore Gold ve Feridun Siniroğlu görüşmeleri, F.Siniroğlu’ nun dış işleri bakanı olması işte bu strateji içerisinde anlam buluyor. (İsrail, muhaliflere yardım etmek için Şam’a 45 kilometre mesafedeki Zebedani’de bulunan Suriye ordusuna ait topçu mevzilerine akşam üzeri saldırı düzenledi.)

Diğer taraftan uzun süren İncirlik görüşmelerinde anlaşmaya varılmasıyla birlikte Türkiye’nin IŞİD terörürüyle mücadeleye PKK terörüyle mücadeleyi de katarak deyim yerindeyse “şahin politika” izlemeye başlaması sonrası ABD'den gelen, " Türkiye'nin kendini savunma hakkına saygılıyız" açıklamaları bu konuda anlaşıldığını gösteriyor.
İlginçtir ki PKK’nın İran kolu PJAK da PKK ile aynı zamanlarda ateşkesi bozuyor ve Kandil’in İran tarafında çatışmalar başlıyor. İran Türkiye ile aynı zamanlarda PJAK operasyonuna başlıyor.
Türkiye ile koordineli olup olmadığı soru işareti.

Fransa Başbakanı Manual Valls Suriye ve mültecilerle ilgili, “siyasi bir çözüm bulmadığımız, IŞİD teröristlerini imha etmediğimiz,Esat’ dan kurtulmadığımız sürece bir çözüm bulamayacağız.” dedi.
Bildiğiniz gibi Fransa Suriye üzerinde keşif uçuşlarına başladı.

DEBKA’da dün yayınlanan bir haberde, dünyanın en büyük nükleer deniz altısı olarak bilinen Rus deniz altı Dmitri Donskoy TK-208, 2 anti denizaltı savaş gemisi eşliğinde Suriye kara sularına doğru gitmek üzere Çarşamba günü Çanakkale Boğazı’nı geçtiği bildiriliyor. Savaş gemileri 20 kıtalar arası balistik füze ve 200 nükleer başlık taşıyor.
Burada ABD’li İstihbarat uzmanı John Schindler’in bir NATO yetkilisinin kendisine, “muhtemelen bu yaz savaşta olacağız. Şansımız varsa bu bir nükleer savaş olmaz.” dediği Mayıs ayındaki paylaşımını tekrar hatırlatmakta fayda var.
Yıllardır yürütülen “vekalet savaşları” gittikçe gerçek aktörlerin kendilerini göstermesine evriliyor . Türkiye'de yaşanan terör bu evrilmeyle yakından ilgili.
 Umalım ki,ülkemiz bu süreçten en az acı ve zararla çıksın.

27 Ağustos 2015 Perşembe

Süreç bitmedi, "buzdolabında"

Y. Akdoğan'ın, "Bölgede halk HDPye oy verdiği için çözüm süreci bitti" açıklaması tam bir aldatmacadır. Ülke, AKP tarafından yeni bir oyuna sürükleniyor.

Süreç bitmedi, Cumhurbaşkanı Erdoğan' ın da dediği gibi buzdolabına kondu. Süreci tamamen bitirmiş olsalardı bununla ilgili en uygun partner MHP'ydi. MHP'yle koalisyon kurmak yerine HDP'li bir hükümete MHP'de güçlü temsiliyeti olan, önemli bir sembol ismi dahil ettiler.

Bir taraftan MHP'li Tuğrul Türkeş'le doğru orantılı milliyetçilik ve MHP oyları. Diğer taraftan Y.Akdoğan'ın yaptığı  açıklamalarla daha fazla tepki oylarının HDP'ye kayması. Sonuçta plan, yükselen AKP-HDP oyları. Şu anda "mecbur kaldık" denilerek ve alıştırarak! HDP'yle kurulan hükümeti 1 Kasım'da uzun soluklu kurma planları.
İşte, Erdoğan'ın buzdolabına koyduğu süreç tekrar kullanılmak üzere ortaya çıkmış olacak.

O zamanki BDP'den sızdığı kesin olan Şubat 2013 tarihli görüşmesinde Öcalan şöyle diyordu.
"AKP'yi 10 yıldır ayakta tutan benim... Biz AKP'yi çıkartan gücüz. Sayın Altan (Altan Tan) bilirsin,İslamcıların 40 yıllık rüyasıydı, rüyalarını gerçekleştirdik.Biz iktidarı AKP'ye altın tepside sunduk. Ne ev hapsi ne de af, bunlara gerek kalmayacak. Herkes, hepimiz özgür olacağız. Başkanlık sistemi düşünülebilir. Biz Tayyip Bey'in başkanlığını destekleriz. Biz, AKP'le bu temelde başkanlık ittifakına girebiliriz."

16 Haziran 2015 Salı

Fuat Avni'nin "asker aylardır direniyor" sözü doğru mu?

Fuat Avni'nin bugün bahsettiği,"12-Asker, aylardır direniyor. Hükmü olmayan bir hükümetin emriyle Suriye'ye girilirse AKP yıkılıp giderken mesuliyet onlara yüklenecek" tvitindeki asker direniyor sözü doğru değil. Nerden biliyorum. Elimizde yerel seçim öncesi sızdırılan devletin en tepesindekilerin yaptığı o dışişleri toplantısı var.

Çobanbey'in(Türkmen bölgesi) IŞİD tarafından ele geçirilmesinden (Ocak 2014) sonra yapıldığı anlaşılan o toplantıda Suriye'ye girilmesinden bahsediliyor ve Genel Kurmay 2.Başkanı Güler, "Karar aldık uygulayamıyoruz. Devlet enstrümanları çalışmıyor" diye isyan ediyor. Yani F.Avni'nin dediğinin tam tersi.Asker direnmiyor, istiyor!

Toplantıda 2. Başkan Güler'in sözlerinden MİT-Fidan'ın Suriye koordinasyonunu Genel Kurmay'ın istediği, şart koştuğu da anlaşılıyor.
F.Sinirlioğlu'nun "IŞİDa karşı mücadele ediyor olmak,dünya arkamızda olur.Bunda tereddütünüz olmasın" sözlerine 2.Başkan Güler "Tereddütümüz yok" diyor.
2. Başkan Güler'in "Karar aldık uygulayamaıyoruz, devlet enstrümanları çalışmıyor" sözüyle ifade ettiği durum başkalarınca öyle iyi kullanılmış ki bugün PYD-YPG'ye IŞİDla mücadele adıyla Suriye Kürdistanının kurdurulduğunu görüyoruz!
Davutoğlu yine o toplantıda, "Bizim bu zaafiyetimizi öyle iyi biliyorlar ki" diyordu. Yani "devlet enstrümanlarının çalışmaması" zaafiyeti!.

ŞİMDİ CAN ALICI SORU:
Böylesi bir kararın uygulanması emrini vermesi,devlet enstrümanlarını çalıştırması gereken kişi kimdi o dönem? Cumhurbaşkanı görevleri arasında: Devlet organlarının(Güler'in enstrümanlar dediği) düzenli çalışmasını sağlamak,TSKnın kullanılmasına! karar vermek var.
Genel Kurmay 2.Başkanı Güler'in "Karar aldık, uygulayamıyoruz. Devlet enstürmanları çalışmıyor" diye isyan ettiği o toplantı sırasında Cumhurbaşkanı kimdi??

Basın sadece Fidan'ın 2 cümlesi üzerinde durmanızı istedi. Yön saptırdı. Bense tüm konuşmaları dikkatlice okudum.O toplantı ne zaman,hangi olay üzerine olmuş ve olay üzerine neler konuşulmuş?Genel Kurmay 2.Başkanı Güler ne diyor? Bunlar 2 cümleden daha önemliydi.
Şimdi de öyle.

Suriye'de neler oluyor?

2014'te PYD, ABD ile 2 yıldır görüştüklerini(2012den beri), ABD de istihbarat paylaşımında bulunduklarını açıklamıştı. Suriye' nin kuzeyinde bir "Kürt Devleti" aslında 2012' de sessiz sedasız fiilen kuruluyordu.

PYD 2012 yazına kadar Esat rejiminin tarafındaydı. Esat askerlerini kuzeyden çekti. Bundan sonra Salih Müslim “Kendimizi yönetebiliyoruz, buna gücümüz var” deyince...
Tahran,Şam,Bağdat, ve Ankara'da deprem etkisi yarattı. Öncesi bu ülkeler başka... konularla çok meşguldü.

İran, ABD-İsrail savaşı hazırlıklarıyla meşguldü. Esat iç savaşla mücadele ediyordu. RTE ise Arap baharı ve Suriye politikalarını koordine etmek için Obama ile iletişimde(!)(Oyalama diyelim Irak'ta olduğu gibi) İşte bu atmosferde yapıldı o beyzbol sopalı telefon görüşmesi.

Obama'nın Kürt Planı, David Petreus, MOSSAD Başkanı Pardo ve KRG Başbakan yardımcısı Bahram Ahmad Salih liderliğinde yürütüldü.Salih, 2009-2012 bölgesel Başbakan ve Bağdat’taki hükümetin eski Başbakan yardımcısı. Ortadoğu’daki en keskin beyinlerden biri. Amerikan istihbaratı ve Washington yönetimine yakın! Resmi görevlerinden emekli olduktan sonra kendini Irak-Suriye Kürt Devletini biçimlendirmeye adadı.

PYD 2012 Ağustos'ta Washington’da bir ofis açmıştı. PYD-YPG'nin terörist ilân edilmeyeceği garantisi istemişlerdi. Duruma bakılırsa bu garantiyi almışlar.
"Öcalan’mı PYD üzerinde etkin, Barzani mi?” sorusuna Barkey, "Şu anda Öcalan PYD üzerinde etkin ama uzun vadede Barzani’nin PYD’nin kontrol ettiği yerlerde kontrolü ele alacağını düşünüyorum" dedi.(2013)
Yok anlık istihbarat, yok terörle mücadele komisyonu diye oyalanarak Irak'ın kuzeyinde olan şey şimdi Suriye' de tekrarlanmak isteniyor.

TERS STRATEJİ' yi anlatmaya çalışırken hem koalisyon ülkelerinin ortaklaştığı amaçlar hem de ayrı ayrı amaçları var demiştim.Ayrı! amaçlardan biri gün yüzüne çıkıyor şimdi Suriye' de. Suriye' nin Kuzeyi geldiği-getirildiği nokta itibariyle Türkiye için hayati önemde. Doğru yanlış ayrı: Uzun zamandır Türkiye' nin Suriye'nin kuzeyi için istediği hava ve istihbarat desteğini ABD, YPG'ye veriyor. Ve IŞİD'la mücadele adıyla Türkiye karşıtı bir tampon bölge kuruluyor
Tekrarlamakta fayda var. Türkiye' deki koalisyon da işte bu stratejik durumun gereklerine göre kurulacak. Duygusal resflekslere göre değil.
Onca spekülasyonun içinde Baykal'ın Erdoğan'la Dışişlerinde! yaptığı görüşmeye ilişkin, "Biz devlet işi yapıyoruz" kısa cümlesi iyi okunmalıdır. .
 

Amos Gilad:Bölgedeki silahlı grupların gündemi ile İsrail’in hedefleri uyumlu.

 İsrail Savunma Bakanlığı Politik ve Askeri Meseleler Bürosu Başkanı Amos Gilad’ın güvenlik ve strateji meselelerinin görüşüldüğü yıllık Herzliya konferanslarının 15.’sinde yaptığı konuşmayı YDH 16 Haziran'da haberleştirdi.Konuşma şöyle:

Irak, Suriye ve silahlı gruplar
Irak’ın batısındaki mevcut durum, Kürtlerin kuzey Irak’a hakim olmasından ve merkezi hükümetin İran’ın etkisi altına girmesinden ve ona boyun eğmesinden sonra Sünniler umutsuzluk içinde IŞİD’in kucağına gitti.
IŞİD, fiilen; ama dolaylı olarak İsrail için bir tehlikedir; çünkü Ürdün’ü tehdit etmektedir. Ürdün devleti IŞİD tehditlerine karşı koyabilecek güce ve istikrara sahiptir.
Ürdün, İsrail’le yaptığı barış anlaşması ile İsrail’in doğusundaki stratejik derinliği haline gelmiştir.
Özellikle de çökmekte olan bir ülke olarak Suriye artık eski ordusuna sahip değildir. Üç yıl önce Suriye ordusu, İsrail için en büyük tehditti, bir tehdit kaynağıydı; ama artık öyle değil. Çünkü giderek küçülüyor. Güçlerinin büyük bir bölümünü kaybetti ve  artık eski gücünde değil.
IŞİD ve el-Kaide gibi şebekelerin gündemi ve onlar arasındaki savaş şu aşamada İsrail’in hedefleriyle uygunluk taşıyor.
Bölge ülkeleri çöküyor, yeni örgütler ve gruplar ortaya çıkıyorsa da onlar için açık ve belirgin bir başlığı yok. İsrail bu grupları ne kadar küçük olurlarsa o kadar iyi görüyor. Bu gruplar arasındaki çatışma ve ilişki türlerini bilmek, her grup, şebeke veya örgüt liderinin kimliğini öğrenmek istiyor.
İran
Lübnan, Suriye ve Irak İsrail’in güvenliği açsısından çöküş halinde bulunuyor. Ürdün’le ise barış anlaşmamız var. İsrail açısından doğu cephesindeki tek ve esaslı tehlike İran ve onun bölgedeki hevesleridir.
İç çatışma ve savaşların yaşandığı Arap dünyasında son yıllarda İsrail karşıtlığı azaldı. Bu durum, İran’ın Yunan tanrısı Yanos gibi iki başlı olmasına neden oldu. Başlardan biri Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ve Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, diğeri ise tek bir gün dahi İsrail’e düşmanlıktan vazgeçmeyen ve İsrail’i bir kenara bırakmayan Devrim Lideri Ali Hamenei tarafından temsil ediliyor.         
İran devleti dünya oyununu iyi biliyor. Nükleer meselede dünyayı aldatıyor. Nükleer güce sahip bir ülke haline gelme hedefine ulaşıncaya kadar da bu aldatmayı sürdürecek.
İran bölgede yayılma ve hakimiyet kurma stratejisi izliyor. Nüfuzunu Irak’a, Yemen’e, doğu Arabistan’a ve Bahreyn’e yayarak bir Şii imparatorluğu kurmak istiyor.
İran, Hizbullah’ı başarılı bir askeri tecrübe olarak görüyor, Suriye’yi de ona ulaşan köprü olarak hesap ediyor. Bu yüzden Suriye rejiminin düşmemesi için Suriye’ye destek vermeye çalışıyor.
Mısır
Şu anki Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin Muhammed Mursi’ye yaptığı darbe İsrail’in güvenliği açısından mucizevi oldu. Sisi yönetimi, diğer Arap yönetimlerinin aksine söylediği her şeyi yapıyor.
Mısır’da Müslüman Kardeşler’e karşı durdu, Sina’da terörizme savaş açtı, Gazze’ye silah kaçakçılığını önledi, tünellerin tahrip edilmesini çok iyi takip ediyor.
Mısır ordusu barış anlaşmasından sonra şu an Sisi’nin komutası altında barışçı bir ordudur. İsrail’e yönelik herhangi bir tehdit oluşturmadığı gibi paha biçilmez bir hazineye dönüşmüştür. İsrail’in bunu kaybetmemesi ve onunla ilişkilerini güçlendirmesi gerekiyor.
Filistin
Geçen yılki beklentilerimizin aksine Batı Şeria’da durum hemen hemen kontrol altındadır ve güvenlik durumu istikrarlıdır. Çeşitli senaryolar söz konusu olsa da üçüncü bir intifadayı uzak bir ihtimal olarak görüyoruz. Ayrıca İsrail’in müdahale gücü de oldukça yüksektir.
Filistin’den yana bize yönelebilecek tek tehdit ve asli tehdit, uluslararası alanda bize karşı gerilimin artmasıdır, Filistinliler de bunu kullanarak İsrail’in meşruiyetini tartışmaya açmaya çalışıyor.

Cumhuriyet Gazetesi haberleri, MİT tırları vs...

Cumhuriyet Gazetesi bugünkü haberinde 2011'den beri Akçakale civarı IŞİDın kontrolünde derken 2014Haziran haberinde ÖSO-IŞİD çatışması sonucu IŞİDın eline geçti.Cumhuriyet Gaz. MİT tırlarıyla ilgili daha iyi araştırma yapması gerekirdi....Üstelik gerçeği bulmak zor da değil. Çünkü elimizde, sızdırılan gizli dışişleri toplantısında konuşulanlar var.Yani kapı devlet belgesi de denebilir buna...Girelim konuya o halde.
Kimler katılmıştı o toplantıya? H.Fidan (yerinde),Davutoğlu (şimdi BB),F.Sinirlioğlu (Dışişleri Müşteşarı)ve Genel Kurmay 2. Başkanı Yaşar Güler!
O toplantıya dair herkes Fidan'ın "ülkeye roket attırma"yla ilgili sözleri üzerinde durdu.Oysa Genel Kurmayın görüşlerini de yansıtması bakımından 2. Başkan Güler'in konuşmaları da dikkat çekici ve Suriye ile ilgili pek çok bilgiyi de veriyor bize. Özellikle tırlarla ilgili.
Toplantıda Sinirlioğlu,“Küresel,bölgesel jeopolitikte ciddi kaymalar var.Bu IŞİD’ler, MIŞİD’ler gibi ne idüğü belirsiz yapılar
manipülasyona kullanılmaya son derece açık yapılar.Bunlardan oluşan alana komşu olmak bizim için fevkalade hayati bir güvenlik riski yaratır.” Türkiye IŞİD'ın ne olduğunu çözememiş daha! Sınırlarımızın risk altında olduğu söyleniyor.
Peki Dışişleri toplantısı ne zaman yapıldı? Zamanlamasını da bilmek çok önemli bir veri. Bu da konuşmalardan anlaşılıyor.
2.Baş.Güler'in: "Bin kişilik bir ordu kuruyoruz diyelim. Asgari 6 aylık mühimmatını burada depolamadan 2 ay sonra bu adamlar bize döner”sözüne Davutoğlu, " “Döndüler zaten şimdi, Çobanbey’den döndüler.” cevabını veriyor. ÇOBANBEY! burası işte çok önemli.
Dışişleri toplantısı Çobanbey'de olanlardan hemen sonra yapılmış belli. Peki Çobanbey' de ne oldu? Ocak 2014'te IŞİD Türkmenlerin yaşadığı Halep-Çobanbey'e saldırarak ele geçirdi.
Türkmen bölgesi Çobanbey'in IŞIdın eline geçmesi üzerine yapılan toplantıda Genkur 2.Başkanı Güler Davutoğlu'na şöyle diyor: “İvedi olarak Hakan Bey’in desteklenip silah ve mühimmat muhaliflere ulaştırmasını sağlamamız lazım.Sayın bakanla konuşmanız lazım. İçişleri bakanımız, Savunma bakanımız. Bunu konuşmanız lazım bir yere getirmeniz lazım sayın bakanım." Hatta bunun üzerine Suriye'ye girilmesi konuşuluyor
Bu noktada 2. Başk. Güler'in sözleri çok çarpıcıdır:"Karar aldık, uygulayamıyoruz.Devlet enstrümanları çalışmıyor." Özetle Türkiye Türkmenleri öne çıkarmadan ÖSO (içinde Türkmenler de var) adı altında Türkmenlere yardım etmeye çalışıyor. "IŞİD MIŞİD gibi ne idüğü belirsiz yapılar" diye ne olduğunun bilinmediği ifade edilen IŞİDla bağlantı görünmüyor.Yok.
Devlet, özel olarak Türkmenlere silah yardımın yapılmasının bilinmesini istememiş olabilir,doğal. Bildiğiniz gibi Türkmen konusu her zaman alerji! yaratır ; İşte bu nedenle seçim öncesi de MİT tırları işine hemen atlamayın demiş, bu konuda pek yazmamıştım.
Şöyle bir gerçek var önümüzde. Koalisyon ülkelerinin bölgede hem ortak amaçları var hem de kendi bireysel stratejik amaçları! Ortak amaçlar doğrultusunda yapılan faaliyetlerde sorun yok. Haber de!. Bireysel stratejik amaçlar söz konusu olduğunda durum farklılaşıyor. Dışişleri toplantısında konuşulan ve anlatmaya çalıştığım stratejiden "asla" vazgeçilmeyeceği de söyleniyor. 2.Başkan Güler tarafından!
İşte hükümet de duygusal reflekslere göre değil, "asla vazgeçilmeyecek" olan bu stratejinin(ki devlet politikası olduğu aşikâr) ihtiyaçlarına göre oluşacak.
Diğer taraftan, Suriye'nin Kuzeyi'nden Irak'a doğru IŞİDın ele geçirdiği rotaya bir bakın!
Ters mantık...TERS STRATEJİ!

16 Nisan 2015 Perşembe

M.G.-"Başarılı" operasyon!

Gurbetçilerin soyulduğu Deniz Feneri davasına yayın yasağı konmuştu...
Reyhanlı’ da 52 vatandaşımızın ölümüne sebep olan terör olayına yayın yasağı kondu.
Sorumlu "CEHAPE".

MİT tırlarına ilişkin soruşturmaya yayın yasağı kondu. Sorumlu, Kılıçdaroğlu ve "CEHAPE".
 IŞİD'in, Musul Başkonsolosluğu’muzdan kaçırdığı 49 personelle ilgili haberlere yayın yasağı kondu. E sorumluyu biliyorsunuz!

Soma’da 301 madencimiz öldü, Yayın yasağı kondu. Fıtrat! Sorumlu bittabi(!) Kılıçdaroğlu ve "CEHAPE".
17-25 Aralık’ ta bu defa! ülkenin soyulduğu ayan beyan ortaya çıktı. Yayın yasağı. Sorumlu?
Kılıçdaroğlu ve "CEHAPE" den başkası nasıl olsundu?!

Ancak....
Yayın yasağı her zaman konmuyor. İleri demokrasimiz bazen tıkır tıkır işliyor.
“Darbe” iddiasıyla açılan soruşturmalara yıllarca yayın yasağı konmadı.
Öyle ki, avukatların dahi haberi olmadığı sözde iddianameler basında, medyada çarşaf çarşaf anlatıldı.
7/24 bu kumpas haberlerine yayın yasağı konmadı.

Yalan, iftira, karalama kampanyalarına yayın yasağı konmadı, yok.
Kabataş, camide içki yalanları rahatlıkla resmi ağızlardan dillendirildi. Yayın yasağı yok!

Dün...
Adliye Sarayında görevinin başında savcımız rehin alındı. Herkesin kafasında onlarca soru, cevap bekliyor.
Yine yayın yasağı ...
Operasyon “başarıyla” sonuçlandı, sağ kalan yok! Davutoğlu polisi tebrik etti ve sorumluyu ilân etti.
 Sorumlu, yine yeniden, her zaman olduğu gibi Kılıçdaroğlu ve attığı tweetler. CEHAPE!
Yayın yasağı kalkmıştır...

Operasyon cidden "başarılı!"

26 Mart 2015 Perşembe

M.G.-"Kimin cebinden veriyorsun?"

CHP'nin emeklilere 2 dini bayramda 2 maaş ikramiye sözüne Davutoğlu tepki göstermiş: "Verirsin de kimin cebinden veriyorsun?" demiş.
Siz pırlantaya vergiyi sıfırlarken kimin cebinden kimlere verdiniz? 77 milyonun hakkını yatak odalarında saklarken, milyar dolarları sıfırlarken kimin cebinden kimlere aktardınız? Gemicikler, İsviçre hesapları, villalar, saraylar, havuzlar, kupon araziler, parsel parsel satmalar...
Kimlerin cebindendi?

Çifçiye "Ananı da al git" deyip Fransız üreticisini zengin ederken kimlerin cebinden ettiniz? Arkasından, "Kılıçdaroğlu, Merkez Bankasındaki rezervlere göz dikti" dediler. Mekez Bankası değil ama hani 77 milyonun hakkının evde yatak odalarında toplandığı EvBank'lara göz dikmiş olabilir.

Milletin çalışarak var ettiğini yatak odalarına değil yine Millete aktarmak istiyor olabilir. Sadece şu son,"Parsel, parsel satmanın ve 100 olayın" hesabı sorulsa, bırakın şimdiki emeklileri, gelecek 2-3 neslin de çifte emeklilik maaşı karşılanır....

Halkın parasıyla yandaşı zengin etmeye, lüks hayatlarına gelince para var, millete, işçiye, emekliye gelince para yok öyle mi? "Milletin a..sına koyan" ların, "O.. ile memurun bahşişini peşin verenler" in altına yatan, milleti ayaklar altına alanlar elbet halkı düşünen halktan yana politikalardan, sözlerden rahatsız olacaktı, oldu da.

Davutoğlu önce koltuğuna, makamına sahip çıkmalı sonra CHP’ye, yandaşın cebini değil halkın cebini düşünen, halktan yana sosyal politikalarına lâf söylemeli.

CHP' nin emekliye 2 maaş ikramiye sözü AKP'yi epey korkutmuş olmalı. İyi ve etkili duyurulursa 10 milyonluk emekli kesiminde karşılık bulmayacağı düşünülemez.
Nasıl korkmasın ki AKP ve haram havuzu?

18 Mart 2015 Çarşamba

M.G.- O gün Çanakkale geçilmedi. Bu gün?

Çanakkale Deniz ve Kara Savaşları’ nın 100. yılı... O günlerde geri dönmemek üzere yola koyuldular. Onlar, komutanları! geri dönmemek niyetiyle yola çıktığı içindir, Çanakkale geçilmez oldu. Bir tarih, bu guygu ve inançla değiştirilip yeniden yazıldı. Bir milletin bağımsızlığına ve bütünlüğüne olan inancını tüm dünyaya göstererek tüm mazlum milletlerin örneği, heyecanı oldular. Bu günlerde... Başımıza çuval geçirttiler, “Ne notası?” dediler. Birileri, “Get out” deyince hemen geri döndüler. Çanakkale’ yi geçilmez yapanların torunları! ve askerleri! bir kumpasla Ankara’yı geçirtip Kozmik’ e soktular. Süleyman Şah’tan çekildiler. “Başarıyla” Çanakkale’ de yedi düvele karşı canlarını ortaya koydular ama masaya oturmadılar. Bu gün, “Süpürmeyin, kullanın” diyorlar, terörle masaya oturuyorlar. Yıllarca Çanakkale Geçilmez dedik... Meğer Çanakkale geçilmiş de Ankara’ nın göbeğine oturulmuş. Topla, tüfekle, süngüyle değil; Siyasetle, hukukla, kumpasla! O günlerle bu günlerin farkı, o günlerde “Mustafa Kemal’i hesap edemeyenler”, bu günlerdekileri önceden hesap etmiş, Kraliyet Ödülü, Cesaret Ödülü, Wilson Ödülü’ nü önceden takmışlar. O günlerde vatan, birlik, bağımsızlık bilinç ve duygusuna daha güçlü sahip olan bir milletin bu günlerde psikolojik ve duygusal olarak bölünmüş olması... O günlerde canlarını hiçe sayarak ölüme gitmiş, bu toprakları vatan yapmış tüm şehitlerimizi başta Mustafa Kemal olmak üzere minnetle anıyorum.
Bu günlerdekilere... Söyleyecek söz bulamıyorum.

19 Şubat 2015 Perşembe

M.G.-"Çenenizi" kapatmayın!

Davutoğlu, Kadına yönelik şiddet konusunda "Yeni eylem planı çıkaracağız. Kadına uzanan eller kırılsın." diyor. Duyunca yerimden zıpladım. Yahu 12 yıldır nerdeydiniz? Elleri kıracak yasaları yaptınız da engel olan mı oldu? 12 yıl sonra tek yapılan slogan atmak. Yolsuzluk yapanın da kolunu koparacaktı hani değil mi?! Bu zihniyetin bir kadın(!) gazetecisi, hunharca işlenenen Özgecan cinayeti için : “Amerika’ da da oluyor, çenenizi kapatın!” diyor. Yani konuşulmasın, üzeri örtülsün, AKP’ ye ve çıkarlarına zarar gelmesin de ülkede insanlara, kadınlara ne olursa olsun. Soma’ da 301 madencimizi kaybettiğimizde büyük patronu, “Bunlar sürekli oluyor, işin fıtratında var.” diyordu ya. Özgecan' ın hunharca katledilmesine herkesten tepkiler yağarken patronun kadın(!) gazetecisi de , “ Amerika’ da da oluyor, çenenizi kapatın!” deme cüretini gösterebiliyor. "Kadının fıtratında bu var." demediği kalıyor bir tek. Kadına şiddet, kadın cinayetleriyle ilgili çeneler kapatılmamalı, daha çok açılmalı, daha çok haykırılmalı. Kimliği inancı ne olursa olsun bu zihniyete karşı en çok da kadınlar kapatmamalı çenelerini! Tecavüzcü caniler kıyafete, kimliğe bakmıyor çünkü. 2012 yılında yine üniversite öğrencisi genç bir kıza benzer bir vahşet yaşatılmış, boğularak öldürülmüştü. Genç öğrenci başörtülüydü ve evindeydi! Asıl çenesini kapatması gerekenler vahşetleri kılık kıyafetle ilişkilendirmeye çalışarak olayları küçültmeye çalışanlardır! Sistematik şekilde kadını yok sayan sözleriyle ülkenin geldiği toplumsal psikolojiyi ve çöküntüyü hazırlayanlardır çenelerini kapatması gerekenler! AKP zihniyeti kadına şiddeti, kadın cinayetlerini engelleyemez! Çünkü sosyal, psikolojik, ekonomik sorunları derinleştirdiklerini, her alanda olduğu gibi ahlâken de toplumsal bir çöküntüyü hazırladıklarını saklamaya çalışıyorlar. Böyle bakmayınca çok yönlü bilimsel çalışmaların yapılması yanında gerekli yasaları da çıkarmaya gerek görmüyorlar. Ama işlerine gelince, “Yav biz yasa yapan yeriz. Gerekirse yaptıklarınızı suç olmaktan çıkarırız.” diyebiliyorlar. Adalet dediler; adaleti yok ettiler. Kalkınma dediler; ekonomiyi çökerttiler. Komşularımız dediler; savaş çıkarttılar. Millet dediler; ayaklar altına aldılar. Yolsuzluk dediler; kul, yetim hakkı yediler, milleti soydular. Kadın dediler; hergün kadına aşağılama, hergün sövme. Kadına şiddet yüzde 1400 arttı. Şimdi İç Güvenlik Yasası diyorlar. Varın siz düşünün güvenliğimizi!

13 Şubat 2015 Cuma

M.G.- CHP eski vekillerine tepkimden yazdım

Silivri savunmalarında açıkça, "Bunların köküne gidelim" diyerek kumpasın 1 numarasına eski Cumhurbaşkanı Gül' ü, 2 numarasına yeni Cumhurbaşkanı RTE' yi oturtanlar 2. Dolmabahçe görüşmesinden sonra çıkışlarıyla 1-2 numararaları ağızlarına almıyorlar. Bu yazım, hem onlara hem de, "Siyasi irade olmasaydı bu operasyonlar yapılabilir miydi?" sorumun 22 Ocak' ta yayınlanan Medya Mahallesi' nde Ayşenur Arslan tarafından 2 defa sorulmasına rağmen cevap ver(e)meyen İlker Başbuğ' a gelsin! CHP’ nin Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu ile başlayan parti içi muhalefetin tepkileri, Emine Ülker Tarhan’ ın istifa ederek parti kurması, Süheyl Batum’ un "Her hafta bir kişi istifa edecek" dediği iddiasıyla ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevk edilmesiyle gündeme gelmişti. Süheyl Batum’ un, söylediği iddia edilen sözleri ile ilgili önce hiç bir tekzipte bulunmaması ancak disiplin kurulana sevkedilince “Öyle bir şey demedim” demesini ilginç bulduğumu ifade etmeliyim. Seçime aylar kalmışken, sadece ve sadece nelerin nasıl yapılacağı stratejilerinin, hangi politika ve söylemlerin öne çıkarılmasının üzerinde durulması gereken bir dönemde Cumhurbaşkanlığı adaylığı için sadece beş imza bulabilen, yani partisinden destek alamayan bir milletvekilinin istifasıyla partinin yeniden iç tartışmalara çekilmesinin amacı gerçekte dedikleri gibi partinin sağa kayması, parti demokrasinin olmaması gerekçelerinden miydi yoksa yüzeysel olarak bakıldığında farkedilemeyen, parti demokrasisi de kullanılarak başka amaç ya da amaçlarlar mıydı? Hatırlayacaksınız, Cemaatle yolların ayrılmasıyla o dönem Başbakan olan Erdoğan’ ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan 17 Aralık’ tan bir hafta sonra 25 Aralık’ tan bir gün önce, “Milli orduya kumpas kuruldu” dedi. Bundan 10 gün sonra 4 Ocak 2014’ te Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ve Erdoğan Dolmabahçe’ de sürpriz! bir görüşme yaptı. Görüşmeden 2 gün sonra da Feyzioğlu Silivri’ yi ziyaret etti! Bu hızlı! gelişmelerin ardından Mart başında Silivri tahliyeleri geldi. Ne olduysa bundan sonra oldu işte. İşçi Partisi ve bağlı medya- basın organları şaşırtıcı şekilde birden CHP’ye karşı “Ulusalcılık” adıyla cephe aldı. Kumpas konusunda sadece cemaati işaret ederek, “Safmışız, kandırıldık” argümanını güçlendirecek şekilde AKP’ yi, Silivri'de söyledikleri 1 ve 2 numaraları akladı. 7/24 “Bunlar darbeci, bunlar çete” diye yayın yapmış olan havuz medyasında. CHP’ nin Cumhurbaşkanı adayına karşı CHP’ li bir kaç vekille birlikte AKP’ nin kullandığı argümanlar kullanılıp hani AKP’ ye iş bırakmayarak parti tabanı demoralize edildi. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra ise yine aynı kadro bu defa “Kılıçdaroğlu istifa” dedi. Eylül kurultayında CHP, Kılıçdaroğlu ile devam demesine rağmen muhalifler memnun olmadı. Şu sıralarda Perinçek' le beraber olan Süheyl Batum ihrac edilmeden önce katıldığı TekeTek Programında, Doğu’ da oy alamama konusunda, “Ülkenin toplumsal yapısı çok değişti. Değişen yapıya göre onların güvendiği insanlarla CHP’ yi anlatmamız lâzım.” diyordu. CHP, partiye kattığı farklı kimliklerle tam da bunu yapmaya çalıştığı için kendisinin de içinde bulunduğu muhalif grup tarafından yıkıcı şekilde en çok eleştirilmemiş miydi? Bu keskin çelişkinin açıklaması nedir? Ayrıca şunu da herkes bilmeli; bir kaç isimle ne AKP sola, ne de CHP sağa kayabilir. Hem lâfa gelince "80 darbesine karşıyım" diyeceksin hem hâla darbenin ayrıştırıcı söylem ve yaftlamalarını kullanacaksın. Anlamak mümkün değil! Bugün ne oluyoru anlamak için her zaman düne bakmak gerekir derim. O halde soru; Feyzioğlu ve Erdoğan Dolmabahçe’ de ne görüştü, Feyzioğlu Silivri’ye hangi mesajı götürdü? 2007 yılında yapılan, konusu “mezara gidecek” olan başka bir görüşmenin sonucu orduya kumpas olarak gelişmişti. 7 yıl sonra yerel seçimlere 3 ay kala 2. Dolmabahçe görüşmesinin sonucu CHP’ ye mi kumpas?! Not: CHP sağa kaydı diyerek seçime aylar kala kendi partisini hedef alıp parti kuranlar, başka partiyle yol arkadaşlığı yapanlar, “Partimizde her kesim, her siyasi görüş, kimlik temsil edilecektir” diyor. Yorum sizin.

6 Şubat 2015 Cuma

M.G- "Başkanlık sistemi Amerikan emperyalizminin tavsiyesi"

O dönem, Refah Partisi MKYK üyesi ve RP İstanbul İl Başkanı olan Erdoğan’ın 93 yılında söylediği, “Başkanlık sistemi Amerikan emperyalizminin bize bir tavsiyesi” sözleri, başkanlık tartışmalarıyla sosyal medyada gündem oldu. Bu sözler daha önce okumuş olduğum bir kitapta yer alıyor. Cem Dizdar- Metin Sever'in Ağutos- 93 basımlı, 2.Cumhuriyet Tartışmaları Kitabında, bire bir söyleşi ile sorulan sorulara cevap veriyor RP İl Başkanı Erdoğan. Kitapta sırasıyla,Turgut Özal’ın 3. İzmir İktisat Kongresi’ndeki konuşmasının yanı sıra Aydın Menderes, Mehmet Altan, Hikmet özdemir, Cengiz Çandar, Asaf Savaş Akat, Mete Tunçay, Toktamış Ateş, Cem Eroğlu, Bülent Tanör, Yalçın Küçük, Melih Pekdemir, Sungur Savran, Ertuğrul Kürkçü, Doğu Perinçek, Fikret Başkaya, Aydın Çubukçu, Ali Bulaç, Abdurrahman Dilipak'la yapılan soru cevap şeklindeki söyleşiler de yer alıyor. Bir detay gibi görünmesine rağmen kitabın, “ 2. Cumhuriyet Projesi” mimarı Özal’ la başlaması ve Erdoğan’ la bitirilmesi bugün için anlamlı! olmalı. Erdoğan başka şeyler de söylüyor. Meselâ, "Bu değişim süreci içerisinde ülkede yaşayan bazı grup insanlar milli yapı içerisinde kalmak istemezlerse ne olacak?" sorusuna, "Osmanlı eyaletler sistemi benzeri bir şeyler yapılabilir" cevabını veriyor. Osmanlı eyaletler sistemi cevabı, bugünkü İmralı-Fidan, başkanlık, Osmanlıcılık tartışmaları mantığına ne kadar da uyuyor. Yazarlarının, kitabın önsözünün sonuna düştükleri şu not yine bugün itibariyle düşündürücüdür: “Kitapta mutlaka olması gerektiğini düşündüğümüz diğer isim ise PKK lideri Abdullah Öcalan’ dı. Ancak bu görüşme de gerçekleşemedi. Abdullah Öcalan’ a yolladığımız sorulara bir türlü yanıt alamadık.” RP İl Başkanı Erdoğan ile o gün kitapta buluşma sağlan(a)mamış ancak yıllar sonra İmralı’ da buluşma sağlanmış olarak tam 20 yıl sonra Öcalan, Pervin Buldan, S.S. Önder, Altan Tan’ la yaptığı görüşmede söyledikleriyle 93’ te yanıt vermediği sorulara açıklık getiriyor adeta. Şöyle diyor Öcalan Şubat 2013’ te: “AKP’ yi 10 yıldır ayakta tutan benim...Biz, AKP’ yi çıkartan gücüz... Sayın Altan, bilirsin islamcıların tam 40 yıllık rüyasıydı, rüyalarını gerçekleştirdik. Biz, AKP’ ye iktidarı altın tepside sunduk. Ne ev hapsi ne de af, bunlara gerek kalmayacak. Herkes, hepimizi özgür olacağız...Başkanlık sistemi düşünülebilir. Biz, Tayyip Bey’ in başkanlığını destekleriz. Biz, AKP ile bu temelde başkanlık ittifakına girebiliriz.” İlginçtir ki, Ergenekon kumpasının kilit ismi Tuncay Güney de, Öcalan’ ın Şubat’ ta söylediği sözlere benzer bir konuşmayı 2 ay sonra Nisan 2013’ te Ulusalkanal yayınına video görüntüsüyle bağlandığında yapıyor. ” Başkanlık sistemi olacak... Obama, Ahmet Türk’ e söz verdi, Kürtler özerklik alacaklar... 3 yıla kadar başkanlık gelirse herkes serbest kalacak... Ergenekon terör örgütü değildir. Global bir projedir, herşey plan dahilinde oldu.” Negatif ya da pozitif anlamda 12 yıl içerisinde Türkiye siyasetinde önemli üç ismin aynı yönde konuşmaları bize bir şeyler anlatmalı. Milli orduya, millete kumpasların tüm bunların olabilmesi için "Global bir proje" olarak kurulduğunu! Peki, başkanlık sistemi için 20 yıl önce Amerikan emperyalizminin tavsiyesi diyen Erdoğan, ne oldu da başkanlık da başkanlık diyor? Gömlek değiştirerek BOP Eşbaşkanı oldu. Bölgeye model ortak oldu.

29 Ocak 2015 Perşembe

MG-AKP'nin tarım politikası: Ananı da al git!

AKP, 2007' den bu yana tarıma yüzde yarım destek bütçesi ayırmış. Oysa Tarım Kanunun 21. Maddesi, tarım desteklemesinin GSMH' nın %1' nden daha az olamaz diyor. Tarım üreticisine verilmeyen miktar 43.8 milyar TL. Kendi üreticimize verilmeyenin 4.5 katı yabancı ülkelere akıtmışız. 12 yılda tarımla uğraşan üretici sayısı, üretim alanları ve üretim miktarı bilinçli! izlenen bir politikayla düşürüldü. Nüfusumuz artarken! AKP döneminde toplam tarım alanı 22 milyon dönüm azaldı. Boş bırakılan tarım alanı büyüklüğü Yalova, Kilis, Bartın, Düzce, Osmaniye, Zonguldak, Iğdır, Kocaeli illerinin toplam alanını geçti. 12 yıl önce işlenirken şimdi boş bırakılan alan 2 Trakya Bölgesi büyüklüğünde! Türkiye baklagillerde dünya lideriyken şimdi Hindistan’dan sonra en büyük 2. ithalatçı ülke durumunda. Nohut, mercimek, bezelye, buğday, pamuk ithal ediyoruz. Sadece Mısır ithalatı için 2.6 milyar dolar dışarıya akıtıldı. Yabancı devletler ve ithalatı yapan şirketler! dışında Türk çifçisi bitirilme noktasına getirildi. Samanı bile ithal ediyoruz! Son 4 yılda 3.5 milyon baş canlı hayvan ithal edildi. Canlı hayvan ve et ithalatına 3.5 milyar dolar gitti. Tarım Bakanı Mehdi Eker’e Fransız hükümeti tarafından 2012 yılında verilen ''Tarım Alanında Şövalye Liyakat Nişanı'' iyi anlaşılmalıdır. Bu ödül 129 yıldır ilk defa bir Türk Bakana verildi. 2010-2012 yılları arasında Fran­sa­’dan 250 mil­yon dolarlık can­lı hay­van ve et it­ha­la­tı yap­mış olmamızın katkısı büyük. Kendi çifçisi ve üreticisine Fransız kalan AKP, tarım ve üreticiliği bitiren adımları atarken isyan eden çaresiz Türk çifçisine “Ananı da alıp git!” tavsiyesini veriyor. Tarım üretimi, yani gıda üretimi dünyada stratejik bir önem kazanmışken AKP, Türk tarım ve üreticiliğini aynı oran ve hızda bitirerek dışa bağımlı hale getirmiştir. Bunu, AKP'nin kendi raporları da söylüyor. Tarım Bakanlığı’nın 2013-2017 Strateji Belgesi'nde, "Tarım alanlarının tarım dışı kullanımına yönelik talepler, tarım girdilerinde dışa bağımlılık ve maliyetlerin yüksekliği" gıda arzında tehdit yaratıyor diyor. Tüm bu bilgilerden sonra eski ABD Dışişleri Bakanı Henri Kissenger'in 1974’te söylediği sözü hatırlamakta fayda var. "Petrolü kontrol edersen ulusları, gıdayı kontrol edersen insanları kontrol edersin. Gıda bir silahtır ve bizim müzakere araçlarımızdan biridir."

24 Ocak 2015 Cumartesi

M.G.- O karanlık yıl!

93 yılı bugün bile hâlâ aydınlatılamayan karanlık olayların, suikastların yaşandığı bir yıl olarak tarihe yazıldı. Kanlı yıl, 24 Ocak'ta gazeteci, yazar Uğur Mumcu’nun, arabasına bomba konularak katledilmesiyle başladı. 17 Şubat' ta dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, uçağının düşmesi(!) sonucu yaşamını yitirdi. 25 Mayıs'ta PKK' lı teröristler Bingöl-Elazığ karayolunu keserek 33 erimizi kurşuna dizdi. 33 erimizin şehit edilmesi üzerinde Ergenekon operasyonlarıyla birlikte çeşitli spekülasyonlar, kafa karışıklıkları yaratılsa da 78’den beri PKK’nın yayın organı olarak bilinen Serxwebun’da bu olay, “41 asker öldürüldü” şeklinde terör örgütü tarafından o zaman üstlenilmişti. Haziran 93’ te ise tek taraflı ilân ettiği ateşkesi bitirdiğini açıklayan Öcalan’ ın, “Ateşkes süreci içinde bir yumuşama söz konusu olduysa da bazı bölgelerdeki operasyonlar şiddetinden bir şey yitirmedi. Bingöl olayı da bunun sonucu olarak gelişti” diyerek 33 askerimizin şehit edilmesi olayının, durdurulmayan operasyonlara karşılık yapıldığını söylediği basın toplantısı yine Serxwebun’ da yayınlandı. 30 Haziran' da PKK, 5 ilde saldırıya geçti. Siirt' te 12, Diyarbakır' da 1 asker şehit edildi. Van' da kundaklanan otelde 11 kişi öldü. 2 Temmuz'da Sivas' ta Madımak Oteli’ nin yakılmasıyla 37 aydın ve sanatçı yanarak can verdi. 5 Temmuz' da PKK, Erzincan-Kemaliye Başbağlar Köyü' nde 33 sivili öldürerek tüm köyü ateşe verdi. 93 yılında birbirini izleyen bu karanlık ve kanlı olaylar, Türkiye'nin tamamında hem etnik hem de mezhepsel bir kaos, çatışma ortamının yaratılması çalışması ve çabası olduğu açık. Bu olaylardan sonra kanlı ve acımasız terör yılları izledi... O dönemki durumun, "Arap Baharıyla" birlikte Ortadoğu’ da başlayan ve sınırlarımıza dayanan etnik, mezhep temelli çatışmalara ne kadar benzediğini hatırlayın. "Bahar" çatışmalarıyla geliştirilen etnik, mezhepsel bölünme 93' te Türkiye' den mi başlatılmak istendi diye sormadan edemiyor insan. Bu tezi güçlendiren bir yorum da Graham Fuller’ in 93 başlarında yazdığı makalesinde dillendiriliyor. “Türkiye, Irak, İran, Kürtlere daha fazla özerklik vererek federasyonu benimsemeli ya da uzun süreli şiddet ve karmaşaya hazır olmalılar.” diyordu. Gerçekten de bugün hâlâ aydınlanmayan 93 yılı kanlı olaylarının ardından Türkiye' ye kanlı ve kaotik terör yılları yaşatılıyordu. Aslında Türkiye, 90’ ların başında uluslararası kuruluşlar! tarafından terörle müzakere masasına zorlanıyor. PKK, Batı ve uluslararası kuruluşların çağrısına uyarak! tek taraflı ateşkes ilân ediyor. Bu, Öcalan’ ın PKK' nın yayın organı Serxwebun' da yayınlanan o zamanki açıklamalarından da anlaşılıyor.Türkiye, o dönem masaya oturmayı kabul etmeyerek operasyonları durdurmayınca tek taraflı ilân edilen ateşkes, PKK ve Öcalan' ın da o zaman üstlendiği 33 askerimizin şehit edilmesiyle sona erdiriliyor. Tüm bunlardan sonra, 98 yılında bir meclis konuşmasında, "Terör darmadağın edildi. Liderinin siyasi lider yapılmamasına dikkat edilmeli" diyen Gül' ün 2010 yılı Cumhurbaşkanlığında, "Biz çözmezsek gelir başkaları çözer." sözlerindeki dönüşüm; Türkiye, kaos, karmaşa hatta iç savaş tehdidiyle mi masaya oturduldu sorusunu getirmiyor mu akla?

17 Ocak 2015 Cumartesi

MG- Baykal'a komploda eksik parça!

Barış Yarkadaş, nedenleri ve sonuçlarıyla birlikte Ecevit hükümetinin yıkılışı, AKP'nin iktidara gelişini çok aydınlatıcı bir şekilde değerlendirerek sonrasında Baykal üzerinden CHP’ye kurulan komploya ışık tutmuş.
  4 Ocak' taki yazısında şöyle diyor Yarkadaş:

 “CHP, bir buçuk milyon müslümanın katledilmesine yol açacak olan Irak'ın işgaline daha ilk günden beri karşı koymuş, tezkerenin meclisten geçmemesi için seferber olmuştur. Bugün İslamı kirli emellerine alet eden ve bunun istismarını yapan kesimlerin CHP'nin bu tavrından ders alması gerekmektedir. CHP, bu tavrıyla, İslam'ın ABD çizmeleri altında kirletilmesine de karşı koymuştur.” dedikten sonra, “CHP ve Baykal, bu tutumun bedelini, türlü saldırılara hedef olarak ödemiştir. CHP'yi bu tutumundan vazgeçirmek için uğraşanlar, ölümcül darbeyi kaset komplosu ile vurmak istemiştir...Kaset komplosunun amacı, CHP'yi parçalamak ve güçten düşürmekti. Neyse ki; bunu yapamadılar ve CHP'yi parçalayamadılar. Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturarak, hem oyunu bozdu, hem de partinin dağılmasının önüne geçti."

 Herkesin mutlaka tamamını okuması ve aklında tutması gerektiğini düşündüğüm Barış Yarkadaş’ın yazdıklarına katılarak eksik kalan küçük! parçasını da ben ekleyeyim. Kasım 2009 Wikileaks kriptosunda Büyükelçi Jeffrey, o zamanki CHP Genel Başkanı Deniz Baykal görüşmesinden bahsediyor. Konu Baykal’ın bölge politikalarına yönelik “Amerikan karşıtı” söylemleri. Jeffrey bu konudaki Amerikan rahatsızlıklarından bahsettikten sonra, “ABD karşıtı söylemlerinin ABD, Türkiye ilişkilerine maliyetsiz olmadığını muhalafet liderine hatırlatma gereği hissettik. Telafisiz.” notunu düşüyor. Bu görüşmeden altı ay sonra Baykal’a bilinen o komplo gelişiyor.

 Baykal’ın, Müslümanın Müslümana kırdırılması projesi demek olduğu bugün açıkça görülen BOP’a karşı sert söylemleri, projenin eşbaşkanlarını rahatsız edecekti elbette. Nasıl etmesin? 1 Mart tezkeresini AKP canla başla çıkarmaya çalışmış, Baykal ve CHP de canla başla muhalefet ederek Amerikan askerlerinin Türkiye topraklarını bölgeye karşı bir cephe gibi kullanmasını engellemiştir. Baykal ve CHP, yolunda gideceği varsayılan işlere çomak sokuyordu hep. Hatırlayın, Türk ordusunu Irak’ın Kuzeyine göndermeme karşılığında AKP’nin ABD ile yaptığı bir milyar dolarlık anlaşmayı da Baykal ortaya çıkarmıştı.

Gelelim, Kılıçdaroğlu komplo sonucu geldi(getirildi) o koltuğa, dolayısıyla Kılıçdaroğlu da komplonun içinde yalanına! Kılıçdaroğlu komplonun içinde olmuş olsaydı Baykal ile ilişkilerinde küçücük de olsa bir anormallik olması gerekmez miydi? Size kurulan kumpasın içinde olan bir kişiyi destekler miydiniz siz? Baykal, Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığı’nı ilk destekleyendir. Adaylığını açıklamadan önceki görüşmesinde Kılıçdaroğlu Baykal’ın, “Kemal, partiyi toparlayabilir misin?” diye sorduğunu, “Yardım ederseniz yapabilirim” yanıtını verdiğini, o zaman canlı yayında söylediğini bugün gibi hatırlırıyorum. Sadece bu soru bile kumpasın esas amacının kimin lider olacağı değil, partiyi parçalamak olduğunu daha o zaman göstermiştir.

Baykal, üzerinden partinin yıpratılmasına izin veremezdi; istifa etti. Partinin iç tartışmalara, kaosa gömülerek parçalanmasına izin veremezdi. Dürüstlüğünden kimsenin zerre şüphe duymadığı, AKP’lilerle girdiği tartışmalardan muhataplarını sıkı terleterek başarıyla çıkmış (Kimse de karşısına çıkamadı ondan sonra) ve CHP tabanı tarafından sevilen birini desteklemiş, Kılıçdaroğlu da tüm bu senaryo, saldırılara karşı partiyi bir arada tutmayı başarmıştır.

İşte Baykal ve Kılıçdaroğlu, BOP eşbaşkanlarının hedefi şaşmayan ve en güçlü stratejik silah olan “böl, parçala, yönet” kumpasını bozmuştur. Ülkenin kaderinin üniter yapı mı, “Osmanlıcılık” oyunuyla federasyona mı gideceğinin belirleneceği seçimler yaklaşırken yine aynı çok yönlü oyunlar sahnelenmeye başladı.
Farkında mısınız?

10 Ocak 2015 Cumartesi

MG-Avrupa'nın 11 Eylül'ü

Ortadoğu'da işgaller, dış müdaheleler sonucu milyonlarca insanın öldürülmesini lânetleyemeyenler, "Ama özgürlük geliyor, ama diktatörler yıkılıyor." diyerek yağan bombaları, işgalleri, teröre verilen destekleri meşrulaştıranlar söz konusu Paris’te terör, katliam olunca "Ama demeden lânetlemek gerek" diyor. Ama! önce kendi ikiyüzlülüğümüzle yüzleşmeye ne dersiniz?

 Paris'teki saldırı, insani boyutuyla şiddetle lanetlenmeli, lanetliyorum! Ama siyasi boyutuyla da sorgulanmalı, yorumlanmalı, konuşulmalı. Tıpkı Ortadoğu'da üzerlerine bombalar yağdırılarak öldürülen milyonlarca insan üzerinden yapıldığı gibi.

Şimdi gelelim Paris'e. Uzun süredir Avrupa, Suriye, Irak ve Ortadoğu ülkelerine savaşmaya giden Müslümanların geri dönüşlerinde neler olabileceğini konuşuyor, endişe ediyordu. Nitekim Fransa doğumlu olan kardeşlerin Charlie Hebdo Dergisi saldırısını Yemen Elkaide'si üstlenirken IŞİD'ın Twitter hesabından da, "Kahraman cihadçılar" olarak nitelendirildi. Bu saldırıdan sonra Avrupa'da yaşayan Müslüman göçmenleri zor, sıkıntılı günlerin beklediği açıktır. Her türlü baskıcı politika ve uygulamaların kararı "terör korkutmasıyla" tepki görmeden alınabilecek.

Saldırıyla birlikte 3 gün içinde Fransa'da 900 kişinin göz altına alındığı iddia edildi. Her ne kadar terör failleri etkisiz hale getirilse de başka saldırı ihtimaline karşı göz altılar, sorgulamalar devam edecektir. İngiltere MI5 İç Güvenlik Genel Direktörü Andrew Parker, " IŞİD'in Paris'tekine benzer saldırılar düzenleme niyetinde olduğunu" açıkladı. İngiltere'de güvenlik alarmı verildi. Devam edeceği beklenen terör saldırıları Avrupa'da, "İslam'ın ve İslam adına terör eylemi gerçekleştiren aşırı grupların" içlerinde bir tehdit haline geldiğinin görülmesi ve bu grupların yok edilmesi gerektiği fikrini güçlendirici bir algı yaratacak Bu da Avrupa'nın bölük pörçük üstü örtülü operasyonlar şeklinde katıldığı Ortadoğu'daki "vekâlet savaşlarına" blok olarak aktif ve direk katılımını sağlayabilir.

 Bu saldırılar, 1)Avrupa'nın savuna geldiği "Çok kültürlülük" fikrinin bitmesi, 2)Bir ortak! olarak Ortadoğu'daki savaşa, Avrupa'nın daha güçlü katılımı anlamına gelebilir. Ayrıca olay sonrası geçilen haberler, kesintisiz canlı yayınlar, yorum, analizler, görüntüler sizce de 11 Eylül sonrası yaratılan havayla bire bir aynı değil mi? Bu haliyle Paris saldırısı sadece Fransa'nın değil tüm Avrupa'nın 11 Eylül'ü değerlendirmesi doğrudur. Bu durumun, Türkiye'nin iliklerine kadar Ortadoğu'ya Ortadoğu'nun da Türkiye'ye girdiği "bol sorunlu politikalarına" ek sorun yansımaları yaratmayacağı düşünülebilir mi?

3 Ocak 2015 Cumartesi

MG-Kumpasta 2. Aşama!

MİT'in Erdoğan'a, yolsuzluklar ortaya çıkmadan aylar önce rapor sunduğu ortaya çıkmıştı. İlker Başbuğ da katıldığı Tarafsız Bölge Programında kumpasla ilgili, "Defalarca bilgilendirdik, dinlenilmedi." dedi.

MİT'in yolsuzluklarla ilgili uyarısını ciddiye almıyor. Genel Kurmay Başkanı'nın uyarı ve bilgilerini ciddiye almıyor ve iki konunun da tam ortasında. Bu arada Erdoğan'ın sır küpüm dediği Hakan Fidan ve MİT kumpası görememiş olabilir mi? Ortada bilmemek, kandırılmak, "saflık" yok yani.

"Bir darbenin nasıl hazırlandığını yaşayarak biliyordum.” diyen Mahir Kaynak 2010'da yazdığı bir yazısında kumpası iki evreye ayırıyordu. 1. Evre: Ordusunun uyuşmayan ideolojisi ile Türkiye’nin dünyadaki yeni rolü ve yerine uyumu sağlanması. 2.Evre: Uyumu sağlanmış ordunun, "Deliller sahteymiş, kumpas kurulmuş" diyerek düşen prestijini onarmak ve yeniden güvenilir bir kurum haline getirmek.

Peki, Türkiye' nin yeni rolü ve yeriyle ordunun uyuşmayan ideolojisi ne olabilirdi? Erdoğan defalarca "BOP eşbaşkanı" olduğunu söylediğine göre uyuşmayan, Erdoğan'ın eşbaşkanı olduğu BOP ideolojisi olmalıydı. Hem, AKP ve Erdoğan yıllarca dışarda-içerde kumpas sayesinde! alkış alıp övülmemiş miydi? Güçlü lider denerek, seçim meydanlarında "Darbecilerle mücadele ediyoruz." diyerek oy devşirmemiş miydi? Bu operasyonlarda (kumpas) Erdoğan ve AKP'nin güçlü iradesi olduğu biliniyordu çünkü. Güçlü bir siyasi irade olmadan operasyonların yapılamayacağı da!

"Vanmünüt" Moderatörü WashintonPost yazarı David Ignatıus 2013'te Erdoğan'ı öven yazısında başarılı gördüğü model ortaklıkla ilgili, "Yönetimde serbest piyasa yanlısı İslamcı parti, beraberinde ABD yanlısı ve güçlü bir ordu" diyordu. Ignatıus'un sözleri, Mahir Kaynak'ın dediği Türkiye'nin yeni rolü ve yerini, BOP eşbaşkanlığı görevini açıklıyor. ABD politikalarını uygulamak!

Öyle görülüyor ki şimdi, kumpasın ikinci aşaması için ortaklar değiştiriliyor. Yeni ortaklar, 2. Dolmabahçe görüşmesinden sonra Silivri'den çıkan kimi kumpas mağdurları. Çıktıkları havuz medyasında kumpasla ilgili cemaati suçlarken AKP'nin iradesi, sorumluluğu ağıza alınmıyor. Planın 2. evresi uygulanarak düşürülen prestij onarılıyor, kaybedilen güven kazandırılıyor. AKP'nin de sorumluluğu temizleniyor.
Durmak yok, yola devam!